şiir ve denemelerimin devamı

28/9/2009 · Kategori: Tasavvuf

                 Sonsuz Sınırsız Hayatın Yolu

 

         Ahad olan Allah’ın adıyla,

 

        Sonsuz ve sınırsız hayatın yolunun, insanlar için bu dünyada ve beyin bu vücutta iken başladığını söyler isem abartmış olmayacağım. İnsanlar istemeden çıplak bir şekilde geldikleri bu dünya yaşamı boyutunda oluşum, gelişim ve değişim yasalarına tabi tutulmak zorunda kalıyorlar.

        İnsan ana karnında oluşurken astrolojik olayların etkisiyle kişinin kaderi belirleniyor. Bugünkü ilim ile bakıldığında kişinin doğum günü ve saatine göre neredeyse nasıl yaşayacağının bilinmesini bırakın ne zaman öleceğini bile tahmin eder duruma gelindi.

        Oluşum, gelişim ve değişim demiştik, insan için oluşumun kaderinden bahsettik. Gelişim içinde bilim ve teknolojinin gelişmiş olduğu ve yaygın bir şekilde kullanıldığı ortamla, bilimin dışında kalmış, teknolojik olanakları kısıtlı bir ortamda yetişen bireyler arasında farklılıklar gözlenebilir. Fakat yine de astrolojik etkilere göre kaderinde ilimi öğrenmek ve bilgili bir kişi olmak olan kişi yaşadığı tüm olumsuzluklara ve kötü koşullara karşın yine de çabalarıyla ilmi bulacaktır. Eğer bir kişinin kaderinde ilmi öğrenmek, bilgi sahibi olmak yoksa tüm olanaklara sahip olmasına rağmen yine de kendisini yetiştiremez.

         Bu bir tekamül sürecidir. Tüm algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız makrodan mikroya herşey için geçerli olacağı düşünülmektedir. İnsanların kaderini astrolojik olaylar belirliyor, peki makro alemdeki algılayamadığımız büyük gezegenler dahil mikro alemdeki atomlar, sitringler gibi alt boyutun kaderini kim belirliyor? Bunların da elbette bir belirleyeni var. Onlarında algılayamadığı ve her şeye özünü veren onların kaderini belirliyor. Her şeye özünü veren öyle bir öz ki, artısı eksisi, mayası her şey o özde mevcut. Bu öz evrensel özdür.

          Bütün makrodan mikroya her şey özde birdir ve hepside bilinçli, şuurludur. Aynı zaman da kendi kader programları içinde tekamüllerini tamamlarlar. İşte bu şekilde sonsuz hayat yolu ortaya çıkıyor. Şimdi şöyle bir düşünelim; erimiş bir demirin bulunduğu kazanı burada çalışan bir işçinin bu kazana düştüğünü. Bir iki dakika içerisinde kişi o sıcaklığa dayanamayacağı için demir misali eriyip yok olacaktır ancak kişinin özü kazandan dışarıya çıkıp sonsuza dek kalacaktır. Yine şöyle bir düşünelim; Güneş sistemimizde bulunan Güneş eğer bize biraz yaklaşsa dünyadaki her canlı demir kazanına düşmüş gibi erir ve özü kalır sadece. Daha çok yaklaşırsa Güneş sistemindeki gezegenler bile erir ve özleri kalır.

            Dostlarım; bütün bu özler ne oluyor peki? Daha önce dedik ki her şeye özünü veren tüm görülebilen ve görülemeyen tüm aleme kendi özünden bilinçli ve şuurlu olarak verdi. Burada insanlar boyutunda,  beyin bu vücutta iken sonsuz hayat yolunda lazım olacakları özüne yükleyebilen,  öyle bir durumda bilinci özünde dereye girecek ve aslını bulacaktır. Ama özüne sonsuz hayat yolunda lazım olan bilgileri yükleyemeyenler bu hayatta ne ile meşgul iseler özlerinde o meydana çıkacağından orada da aslını bulamayacaklardır. Aslını bulanlar sonsuz ve sınırsız bir hayata kavuşurlar.

            Nedir bu beyin vücutta iken yüklene bilecek bilgiler? Oluşum, gelişim ve değişim demiştik. Beynin bilim tarafından bioelektirik ürettiği kesinlik kazandı. Beynimizde üretilen bilgiler özümüze mikro dalga olarak yüklenmektedir. Evrensel öz dediğimiz ve onun adaleti Ondan hasıl olan her şeye yaşam hakkı tanımasıyladır ve insanların da Onun adaletine uygun hesapsız verebilme sevgi, hoşgörü. affetme ve yardım etme gibi hesapsız verebilme makamına yükselip, özüne bunları yükleye bilmen gerekmektedir.

            Evet dostlarım, eğer özüne güzellikleri yükleye bilmeyi başarabilen sonsuz, sınırsız bir hayat yolunda aslını bulup sonsuz yaşayacağı kesindir.

                                                                                                Selam ve sevgilerimle

                                                                                                                                                                                            29.07.07                                                                                             

 

 

                                                                                                

GÖNÜL BAĞI

 

Gönül bağı er kişide vardır

Bu bağ seven ile sevilene yardır.

Gönül bağındadır keramet

Bağa giremeyende kopar kıyamet.

 

Üzüm bağı değildir bu

O er kişinin bağrında bir su.

Kıyam’’et, zikir eylemelisin

O bağa köprü kurmayı denemelisin.

 

Bu bağ gönül bağı

Değil aç at’ın men bağı

O Tok’at’ın Erbağ’ı

Sırra erenler in aşk dağı.

 

Arif görür kalp gözüyle

Söyler Hakkın sözüyle

Nur gibi olan yüzüyle

Hakk’tan gelen özüyle

 

Marifet arifte değil özdedir

Ona nazar eden gözdedir

Ustasından öğrendiği sözdedir

Aşık olduğu O nurlu yüzdedir.

 

 

 

14-08-07

 

 NOT: Tokat ilinin Erbağ ilçesi. TOK’AT’IN EFSANESİ VARDIR. Ayrıca ERBAĞ .DA ERLERİN BAĞI (idi )Efsaneye göre, Bir er kişi sevdiğini aramaya mağaraya girer, atı dışarıda kalır.

40 kısrak oraya gelir, o er kişinin atını, kırk gün içinde baştan çıkaramamışlar, at er kişiyi beklerken. Tok’at denmiş o yüzden…Eksik olabilir…Sevgilerimle…

 

KADER HAKKINDA

 

            Ahad olan Allah’ın adıyla,

            Selam O’na inananların üzerine olsun.

 

            Günümüzde bilim çok şeyi bizlere öğrettiği aşikardır.

 

            Tümel tek olan Rabbül alemiyn dir. Ve işleyen sistemi külli iradenin tecellisidir. Yani kaderdir. Kader, kısaca söylersek eşyanın tabiatıdır. Güneşin doğuşu ve batışının işleyişi kaderidir.

 

           Hocam derdi, bütün yani tümel 21 boyuttur.(Besmelenin sayısınca)10 boyutu ahiret alemi,10 boyutu ise hakikat alemi. 1 boyutu ise, ikisinin birbirine temas ettiği alemdir. Bu yan, yasin, öte yan taha. Bu yan bize göre pozitif öte yan negatif. Öteye gidenler için bunun aksi tabii. Ve ekliyor, rüyaların tersine çıkışı bunun için. Bazı rüyalar tam tersine yorumlanır. Falan rüyada öldü deyince ona yeniden ömür verildi denilir.
Demek ki dünyaya ait sular buhar olup ötelere karışıyor. Buradan ve oradan yola çıkanlar için on birinci boyut olan yere kadar çıkıyor ve bizi kutsamak üzere dünyaya dönüyor.  O yüzden yağmurun adı su değil, rahmet, demek ki. Ne dersiniz.

Allah’ı kabullenememek ne kadar acı. Şükretmeli ve anlayışımızın artması için sürekli duada olmalıyız. Ve Rabbim ilmimizi çokça artır ayetini (gale rabbi zidni ilma-------taha 114 ) çok zikretmeliyiz. Yani tesbihi elimize alıp binlerce kere okuyarak kırk günlere ulaşmalıyız derdi.

 

           Bende ekliyorum ışık, pozatif ve negatif uçların ampulde bulunan bir ince tele temasıyla yanar ve ışık verir. İnsandaki cüzi irade ve şuur, külli iradenin tek var olduğunu kabulleninceye kadar ya da şahit oluncaya kadar, geçici yanan ışıklardan Rabbine sığınmalıdır. Ve dahi kader inancını o tümel tek olanın iradesine uyarlamalıdır. Nedir onun iradesi, nübüvvet tir.Resulünde açığa çıkan şeriattır, ahlaktır. Din ahlaktır derdi hocam. Ahlaklı insanların yetiştirilmesi için bir tekliftir. Mesela zikir et dedik, zikir etmek nasip olursa, sonuç nasiptedir demektir.'Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz' ayeti buna işarettir. Herkes her yaptığı ile kaderine yürür.

 

           Bazen insanlar soruyorlar, külli irade varsa ve O’nun dediği oluyorsa, biz sorumlu değiliz diyorlar. Hayır dostlarım, Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz ayeti açıkça buyuruyor ki, herkes yaptığı ile kaderine yürür. Allah c.c diledi ve teklif etti, uyanların koruma altına gireceğini açıkça söyledi. Siz hala uymuyor iseniz kabahat sizdedir.

 

            Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece ALLAH senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir. Ve sana ALLAH şanlı bir zaferle yardım eder. (FETİH:1-3)

 

            Kim güzel davranış ve iyilikte bulunup, kendini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku ve hüzün yoktur. Bakara: 112

 

            Bu ayetlerden dahi anlaşılır ki, herkes her yaptığı ile kaderine yürür. Daha önce nimet ten bahsetmiştim. Yine hocamın birkaç sözünü eklemeliyim.
Bu konu ilimlerin sonudur. Tasavvufta maksat bu ilme ulaşmaktır. Bunun için bir ömür vermek gerekir.
Kur'an-ı kerimin ve rasulü kibriyanın anlattıklarıyla yetinmek zamanıdır. Bir makale okuyayım bu ilme sahip olayım yok öyle bir imkan. Akılla olmaz. Gönül devreye girmeli, o da yetmez o sırrı hak edecek safiyete ulaşılmalı. Bu kitaba ancak temiz olanlar yaklaşabilir ayetinin kast ettiği tezkiyeye ulaşmalı. Bu konuda ve her konuda rabbin izin verdiği kadarına ulaşabiliriz. Özümüzdeki esma rabbimiz bize yol göstericimizdir.

 

 

 

KADER

 

Allah’ın dediği her şey sürür

Herkes kendi yaptığıyla kaderine yürür

Yaptıklarımızı O anında görür

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz

 

Bu konu ilimlerin sonudur

Yirmi bir boyutun ilk onudur

Kader eşyanın tabiatında bir konudur

Allah bildirmedikçe siz bilemezsiniz

 

Kuran’a bilinci temiz olanların yaklaştığını bilmeli

Akılla olmaz, gönül devreye girmeli

O’da yetmez, o sırrı hak edecek safiyete ermeli

Allah dilemedikçe siz eremezsiniz

 

Her şer gibi görünende hayır vardır

Sanma sakın yaptığın yanına kardır

Bazı yaptıkların sonsuza dek ardır

Allah istemedikçe siz veremezsiniz.

 

 01-10-07

 

 

 

RIZK İKİDİR

 

Rızk için çalışır insanlar

Fakirlik zordur bilir yaşayanlar

Hele birde harama el uzatmayanlar

Alınlarında secde izi bulunanlar

 

Rızkı helalinden kazanır onlar

Öylelikle Hakkı özlerinde bulurlar

Rızk kazanmanın adı ekmek parasıdır

Helal kazanılmayan ise yüz karasıdır.

 

Rızkınıza ben kefilim dedi yaradan

Harama dalmayan koruma altına girer aradan

Rızkın gelir havadan, sudan ve karadan

Nefsine uymazsan dost, gözükür sana yaradan.

 

Fakirlik bilirim çok zordur

Kendini ve hanesini yakan bir kordur.

Fazlalıklarını atan fakir, hakiki bir derviştir

Benlik kaygısından kurtulmuş, Hakka ermiştir.

 

İlahi hikmetin ne çoktur, maddi ve manevi rızk eylersin

Tüm insanlara ve talip olanlara feda edersin

Bu fakirinde dayanacak hali kalmadı, şerbeti ver artık içsin

Onunla sonsuza dek aşk tarlasında, rızk biçsin.

 

 12-09-07

 

              MİRAC HAKKINDA

 

             Ahad olan Allah’ın adyla, ve

             O’nun selamı üzerinize olsun,


         Bize öğretilen ve keşiflerimizden anladığımız odur ki rasulü Kibriya miracında, rabbini kendi suretinde gördü. Onun evlatları da aynı tecelliyi ezeli nasipli olanları olarak yaşaya geldiler. O gerçeğe nasipli olanlar devirlerinin kutbul aktabı olarak görev yaparlar. Dünya onların nasiplendiği kadar nasiplenir..Cebrail,  rasuli kibriyanın akıl sıfatıdır. Aklı kül olarak biliyorum.


                Sülukta bir yerlere kadar akılla gidilir. Tevhi veya miraç olarak isimlendirilen o mübarek tecellide aklın ötesine geçilir. Zat nuruyla sıfat nuru birleşir.Kişinin kendisiymiş vehmindeki zat nuru ile rabbi olarak isimlendirilen sıfat nuru bir olur zat nuru sıfat nurunda kendini yok bulur.Görüntüde her ikiside Muhammed tir.Alan kendisi veren kendisidir.
Bu yazdıklarım akıla anlatımdır halbuki aklın bu sırdan nasibinin olmadığı cebrailin oraya geçememesiyle anlatılır.
..             Bence mümine düşen bu sırrı inançla kabullenip namazı bu bilinçle kılmasıdır.Herşeyin doğrusunu allah bilir ve bildirir.

             

             Bize öğretilenler ve yaşadıklarımızla deriz ki, Her peygamberin ve velinin miracı kendine özgüdür. Teferruat açısından hep farklılıklar vardır. Allah cc.hiç bir tecellisini tekrar etmez. İş Muhammet sv leme gelince bilindiği gibi o her alanda zirvedir. Hem yaşadığı tecelliler olarak hem de en veciz anlatımıyla eşsizdir.

           Miraç yada fena fillah o kulun yapacağı görev doğrultusunda ezeli nasibine göre hakkın taktir ettiği ölçülerle gerçekleşen aklın ötesinde bir tecellidir. Rasulü kibriyanın miracının dışında,
anlatılanına rastlamakta nerede ise imkansızdır.


            Veliler ancak öğrencilerine hazırlık mahiyetinde Muhammet sv miracına ek olarak bizimki şöyle gerçekleşti diyerek sen de yaşayabilirsin bu kapıyı kendine kapatma o yüce zatın dışında da miraç yaşanır inşaallah sende yaşarsın demek için çok çok kısa bahs ederler. Onu da gizlemek kaydıyla, söylerler.

Zaten her hilafet döneminde bir kişiye nasip olacak bir olay olduğundan bu tarafı çoğu alimler ce bile bilinmez.

 

              Şu halde çok özel bir durum olan bu konunun umuma teferruatlı anlatımına da ancak okuyanların imanını kuvvetlendirmek maksadı ile tevessül edilir.

             Miraçta kul ile rabbi bir olur. Allah’ın zatı hiç bir şekilde idrak edilemezken rab sıfatı rasulünü mütmain kılmak üzere çok özel bir tecelliyi yaratılanların tümüne rahmet olmak üzere o mertebeye layık kıldığı kuluna lütfeder.


               O kul beşeriyete döndürülenlerden ise Allah adına alemde tasarruf eder. Tam yetkili olarak. Üstelik tam muhtar olarak . İsterse Muhammed a.s. şeriatında bile değişiklik yapar. Her dileği melekler tarafından anında yerine getirilir. O tecelli öğle ağır bir tecellidir ki herkes Muhammet sav olamayacağından bir çoğu büyük hatalar yapmış ve bugünkü perişanlık ortaya çıkmıştır. Bu durumda ezeli kader sırrından olduğundan bunun böyle olacağı rasulü kibriya tarafından bildirilmiştir. Şu anda görevli yada yakında göreve başlayacağını zannettiğimiz evladı rasul dini yeniden ihya edecektir. Hadislerden bilinen gerçek budur.

                

                               Bir hadisi kutside rasulü kibriya buyuruyor ki, birgün cebrail kardeşime sordum, ya kardeşim cebrail bu vahiyleri nereden alıyorsun, yeşil bir perdenin arkasından, bir bak onu sana ileten kim, ya rasulullah ben o perdeyi aralasam yanarım. Ben izin veriyorum. Bir daha ki sefere bir bak arkasına,  bir daha ki vahiy geldiğinde cebrail hayrettedir, ya rasulullah alan da sensin verende. Perdenin arkasında siz vardınız emri sizden aldım buyurdu.

                   Bu hadisin bildirmesi de miracı anlatmak içindir. Başka bilgilerin yanında tabii.
Bu aciz kuldan size söylenebilecek en açık anlatım bu kadardır. Anlaşılamayacak yada yanlış anlamaya meydan verecek alan varsa Allah ve rasulünden medet ve mağfiret dileniriz. Maksat faydalı olmak. En dorusunu allah bilir ve bildirir.

                    Allaha ve rasulüne yetrli muhabbet besleyenler için bu gibi konular zamanla inanç seviyesinde kendiliğinden itminan derecesine gelir. Esas olan cemal ve kemal esmalarıyla yeterince zikir yaparak teali etmektir. Celal esmalarını zikirden kaçınmak gerekir.

                    Selam ve sevgilerimi sunarım.


 

Hasan  -18-09-07

 


İHLAS VE İBADET

 

İhlas Allah rızasıdır, dendiğinde

Ey dost düşünki öz benliğinde

Hizmet ihlasla olmalıdır kaim

Öz benliğin muhabbetledir daim.

 

Bu aleme getirilişinden murat

Allah rızasını ve kurbiyyetini kazanıp tur at.

Hülasa bu aleme getirilişten garaz

Öz benliğe inilirken temizlenmeli maraz.

 

Deniz, kendine uyum sağlamayanı sahile atar

Öz benliği bulamayanda şirk yolunu tutar.

Allah ve resulünü sevebilmek ile olur

Kendi derununa inen, Allah ve resulünü bulur.

 

Allah’ın senin özünde olduğunu fark et

Başka biriyle isen onu terk et.

Namazı eda et kurbanı kes

Yoksa ebter olursun çıkaramazsın ses.

 

Bunları yapmaya devam et

Namazdan aldığın hazla nefsini kurban et..

Salattan murat, kurban, tevhid, zekat, hac, ve miraç

Namaz aslında tüm bunları cem eden bir araç

 

Gör her zerrede Allah’ın kudret ve kuvvetini

Kendine mihrap et onun ilahi hikmetini

Fark et huzurda olduğun her anı

Ona göre davranıp yaşa islamı

 

Gül yağı satıyorsan bağırmana gerek yok

Biraz üzerine sürünsen talep artar çok

Hasan şiirle satar sizlere öğüt ve niyaz

Kendisi ise yıllarca çok çekti ayaz.

 

11-09-07

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadasina Gönder!

0 yorum yazılmıştır

:: Sonraki »