script /><_script />



kitabım

22/9/2007 ·cep no:05434929151

Hasan Belek

Bencillikler ve Korkular yenilmedikçe asla Özünüze ulaşamazsınız!... Herkes okyonusta bir damladır,damla ise bütünün yani tekliğin, yani evrensel özün bir parçasıdır...(Herşey O ÖZDEN olduğu gibi)Bütüne yani O ÖZ"E ulaşmak için de kendi özünüze ulaşmalısınız...Ulaşmak için ise bazı ibadetleri yaparak olur...Mesela zikir etmek ile olur.Zikir,beyinde tekrar edilmesi sonucu bio elektirik meydana getirir ve mikro dalga olarak özümüze yükleriz.yani ruhumuza yükleriz.Özümüze ulaşmak için ve sonsuz yolculuğumuzda yardımcımızdır...Hasan BELEK...SEVGİLERİMLE...
FACEDEKİ BİR YORUMUM
Sevgi,sevenin özündedir.Yani,bilincinde ve nefsindedir.Gönül denen şey,şuurdur,ki o dahi kalp ve ruh ta dır.Her ikiside ÖZ dür.Bilinç ve nefsin çeşitleri(yeme içme cinsellik ve cennet isteme gibi)Ruh a iman etmedikçe,teslim olmadıkça,yani ruh vücuda hakim olmadıkça(bu durum dahi zorluklarla, sabır ve zikir ile olur)insan kurtulamaz. Ve sevgisini her yere değdiremez.Değdirse dahi etkili olmaz.Eğer siz hayvanları çok ve candan sevebiliyorsanız,hakiki bir dişisiniz.Ve dahi,hayvanları ve insanları ALLAH yarattığı için onlar ile ve ALLAH, HEP BİRLİKTE ÖZ"DE BİR OLDUĞUMUZ İÇİN SEVEBİLİYORSANIZ,o zaman Her şeyi kuşatandan hayırlı bir görev almış ve uyguluyacaksınız demektir.Tersi ise, ozaman Allahın celalinden görevlisiniz ki kemaline erişemezsiniz.Bu yorumu Ayşe Figen ZEYBEK hanımın yazısına yapmıştım tüm dostlar ile paylaşayım dedim.Herkese selam ve sevgilerimle...

 

  http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=57545

 cep no:05434929151
 


 

 

HASAN BELEK

 

 

SONSUZA GİDEN YOL

 

Dini Deneme / Şiir

 

Sonsuz ve zamansız boyutun kapısını aralamak

ve kozmik şuura ulaşmak için…

 

 

 

                           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÜNDÜZ KİTABEVİ YAYINLARI

Demet 7. Sokak No 7 / B Yenimahalle / ANKARA

www.gunduzkitabevi.com.tr


 

Birinci Baskı : 2007

 

Yayınevimizin  Adresleri  :

1.         GÜNDÜZ KİTABEVİ Vatan Cad. Demet 7. Sokak No: 7/B

Yenimahalle / ANKARA Tel : 0 312  346 54 57

2.            Cebeci Dörtyol (Dağıtım şirketi): Hamamönü, Çifteler Sok. 7/A

(Stad – Doğumevi arası)  Altındağ / Ankara Tel: 0 312 363 09 94

3.            Kızılay Şubesi:  Zafer Çarşısı yanı Adil Han Kitapçılar Çarşısı

No: 41 ÇANKAYA / ANKARA   Tel : 0312 432 14 89

 

YAYINEVİMİZE DANIŞMADAN KİTAP ÇIKARMAYINIZ.

 

e-mail : gunduzkitabevi@gmail.com

Editör Cep Tel  : 0532 692 79 01

Editör : Ali GÜNDÜZ

Web Adresi: www.gunduzkitabevi.com.tr

Tasarım: Aysel AL

 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

ISBN: 978-9944-246-

 

KİTABIN ADI :Sonsuza Giden Yol

YAZAR/ŞAİR : Hasan Belek

Yazar/şair İrtibat:     hasanbelek2@hotmail.com

 

Web sitesi : http://hayatyolu2.blogcu.com

 

Bu kitabın tüm hakları ve mesuliyeti  Hasan Belek’e aittir.

 

sponsor

BELEK BAKKALİYESİ

 

 

Kapak: Veysel GÜNDÜZ

 

Basım Tarihi:  ARALIK 2007

Matbaa : Birlik  Matbaacılık – ANKARA


 

 

 

YAZAR VE ŞAİR HASAN BELEK’İN

HAYATI, DÜŞÜNCESİ, BAŞARISI VE ŞAİRLİĞİ

 

“Bugün, dünden programlanmış göklerin nimetidir. Yarın bu günün çabalarıyla hazırlanacaktır. Onun için diyorum ki; Dua ve salavatı çok zikredelim. Günümüzde dua ordusu kalmadığı için, insanlar ve doğa bu hale geldi. Vicdan, Hakkın seslenişidir. Vicdanımdan şu an geçen, kitabımı okuyanlar ve “Allah razı olsun” diyenler için, Ben de, ölümleri hayırlı ve son nefesleri imanlı olsun, kendilerini bilsinler ve insanlığa hayırlı olsunlar dileğimle dua ediyorum. Dünya kimseye kalmaz. Sevgi, sevenin özüdür. Özümüz, sevgi ise, ona layık olalım. Sevelim, sevilelim. Sevgilerimle...”   diyor Hasan Belek. Böylesine içten temennilere katılmamak mümkün değil.

Yazar ve şair Hasan Belek, 48 yaşında evli ve iki çocuklu bir aile reisidir. Emekli olup, Belek Bakkaliyesi işletir, yan iş olarak zeytincilik ve hayvancılık yapar. İlkokul mezunudur. İki çocuğu da üniversite okumaktadır.

           İlkokul mezunu olan bir kişi. Yıllarca esrar ve içki içmiş, ateist olarak yaşamış, hapis yatmış. Daha sonra Allah'ın hidayeti yetişip, iman etmiş ve 18 yıldır sigara dahi içmeyen ve bu kitabı hazırlayıp insanlığa hediye karşılığında sunabilen bir kişi olarak, bunu büyük başarı sayıyorum.

         Yaşadığı acı ve tatlı tecrübeleri siz okurlarla paylaşmak için yazdığı çoğu dini konulardaki deneme ve çeşitli şiirlerini kitaplaştırmanın mutluluğu içindeyiz. Yazar ve şair Hasan BELEK’in gönlünden kopan fırtınaları sizinle paylaşıyoruz.   

Yazarımıza sahip çıkmanızı ve imzalı bir kitabını almanızı tavsiye ediyorum.

 

Ali GÜNDÜZ

Anayurt Gazetesi yazarı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TEŞEKKÜR

 

 

Bu kitabın çıkmasında katkı yapan

ve

Kültürümüze hizmet eden

sponsor

BELEK BAKKALİYESİ’ne

teşekkür ederiz.

Zeytinli Beldesi-Edremit-Balıkesir

 

 

GÜNDÜZ YAYINEVİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                               

Bugün, dünden programlanmış göklerin nimetidir.

Yarın, bugünün çabalarıyla hazırlanacaktır…

 

 

 

 

TASAVVUF

 

Tasavvuf sekiz merhaleden oluşur

Kişi ilkinde cömertlikle buluşur

İkincisi rızadır ki, onunla tutuşur

Sonrası sabırdır ki, bununla konuşur

 

Dördüncüsü işarettir ki, onunla anlaşır

Sonrası kurbettir ki, bununla yaklaşır

Altıncısı manadır ki, onunla uzlaşır

Sonra aşk gelir ki, kişinin binek atıdır

 

En sonu fakirliktir ki, kulluğun tadıdır

Tasavvuf, tövbe, arınma, velayet ve fenadır.

İnsanda tasavvuf, gönlünün kitabıdır

Allah’ ın o gönül’e hitabıdır

 

Fakirlik ise Muhammed a.s. ın sıfatıdır

İlim ile öğrenilmez, yaşanmalıdır.

Fakirlik denilince, düşünme maddiyat

O benlik fakiridir, yaşıyor ilahi hayat.

 

08-10-07

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ZEYTİNLİ BELDESİ

 

Benim beldem Zeytinli beldesi

Bin pınarlı İda dağının eteğindedir sesi

Denizle birleşmiş bir belde abidesi

Bünyesinde vardır, Hasan boğuldu ve sarıkız efsanesi.

 

Yollarının her iki kıyısından sular akar

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : din,tasavvuf,felsefe,şiir,bio enerji

devamı

           SEVGİ=HOŞGÖRÜ VE BEĞENİ

 

           Merhaba Dostlar,

           Sevgi, sevenin özüdür. Sevgi, sevenin özünden geliyorsa, bu sevgi=beğeni ile karıştırılmamalı. Sevgi, herkes de açığa çıkmayacak bir boyut olduğu ortaya çıkıyor. Zorla oluşacağı kanısında değilim. Ancak her anı yöneten, oluşturmak istemişse oluşur.

           Güzel bir kız ya da erkek gördünüz, dıştan güzel gözüküyor, ama içi önemli. Bana ustam şöyle demişti, Hasan, bak şu incir ağacı dalındaki incir, ne kadar güzel, büyük taze ve güzel duruyorlar, koparda bir iki tane yiyelim demişti. Dalı tuttum ve iki inciri kopardım, birde içini açtım ki kurt dolu, nerde, yiyemezsin, attım, ikinci incirin içini açtım, onda da kurt var, yiyemedik attım. Demek ki her gördüğün kız ya da erkek, güzel olmaz. Ona, özünden gelen bir güzellik, bir sevgi, gerek dedi.

            Mesela, merhaba diyoruz. Merhaba, merhametten gelerek söylenirse, sevgi oluşur. Yani hissederek. Her insan hayvanları, sevmez. İçinden hayvana karşı sevmek gelmez. Ama hayvanları sevebilen, özünden gelenle sever ve sevdi mi o hayvan da hisseder. Eğer hayvanları özünden gelen bir şekilde seven bir insan, kadınsa, hakiki bir dişi, erkekse, hakiki bir erdir.

             Bazı insanlar sevmez beğenir, beğeniyi sevgi ile karıştırmamak gerekir. Sevgi= Hoşgörü, ayrıca beğeni değildir diye düşünüyorum. Yaratılanı, yaratandan ötürü hoş görebilirsin, fakat sevebilmek başka bir şey, hoş gördükten sonra sevgi başlar, eğer özünde varsa. Beğeni ile sevgiyi de karıştırmamalıyız. Beğendim aldım oluyor, fakat sevdim aldım dediniz mi, beğenip aldığınız ortaya çıkıyor.

             Sevgili dostlar, günden güne insanların bir şeyleri çok çabuk tükettiği bir toplum haline geldiğimizin farkına varıp bir şeyleri yeniden gözden geçirip, beğeni durumundan hoşgörü durumuna ve oradan da sevebilme durumuna yükselmeliyiz diye düşünüyorum.

             Bu vesile ile insanların, bütün cemadatı, bütün nebadatı, bütün hayvanatı ve bütün insanların aynı yerden hesapsız rızıklandığını görüp, hata ve kusurlar için hoş görüp af etmesi ve sonunda sevebilmesi gerekir. Sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz demiş diyen, sevmeyi bilmeyen, sevildiğini de anlayamaz. Dostlarım, hoşça kalın dostça kalın. Selam ederim. Sevgi ve saygılarımla…

                                                                                                    HASAN - 14-08-07

FAL VE SAHTE GÜZELLİK

 

Uzandım incir dalına

Bakma kimsenin falına

Güzel diye kopardım bir incir

İçi kurtlu çıktı yiyemedim bu nasıl iştir

 

Fal bakmak şirk koşmak Allah’a

Böyle şeyleri yapıp da girme günaha

Her güzel gördüğüne aldanmayasın

İçi kurtlu çıkar sonra yanmayasın.

 

 

14.08.07

 

 

 

 

DÜŞÜNÜYORUM

 

Düşünüyorum da sadece sen varsın

Var gibi görünenler bir hayalden ibaret

Sen benim gönlümdeki yarsın

Seninle olmayı istemem en güzel ticaret

 

İstemem bana verdiğin fani dünyayı

Sen benim gönlümün ayı

Bilirsin gönlümdeki arızayı

Ona göre verirsin şifayı

 

Sen sevdirdin bana kendini

Attın bana gönlünün kemendini

Kıpırdayacak halim yok,  oldum kara sevda

Seninle olmayı istemek bu cana gıda

 

 

20.08.07

FARKINDALIK

             

              Ahad olan Allah’ın adıyla,

 

              

               Kuran’ı kerim de isimi Allah olanın, zat sıfatları ve sonsuz manaları açıklanmıştır.O’nun, Ahad, Samed,Lem Yelid  ve Lem Yuled,Hayy,Kayyum,Mürid,Rab,Malik-el,Mülk,Kadir vb. manaları olan bir zat olduğunu öğrenen ve iman eden kişi,bir şeyin hemen farkına varır.Sadece ‘O’ var, Ve sadece ‘O’ nu fark eder.’O’ olan tek’in bölünmez, parçalanmaz,doğmamış,doğrulmamış.Peki doğmamış,doğrulmamış,bir zat var,peki bizler,makro alemden mikro aleme kadar olanlar varlık değimli?El cevap,değil.Çünkü yukarıda açıkladığım sıfatları ve manaları buna izin vermiyor.Çünkü tek ve çok,çokluk,yan yana olmaz.Ya biri ya öteki,birisinin varlığı gerçek değildir.Çünkü bu sıfat ve manaların sahibi,zaten kendinden başkasına yer bırakmıyor.Ahad,Samed ve Vahid,olduğu gerçeği ‘O’n dan gayrı ya yer vermez.

               Peki bunları OKUyan insanlar bu kadar açık olan bir şeyin farkına varamıyorlar mı?Kanaatimce farkına varamıyorlar ki yapılan bütün ibadetleri bir araç değil bir amaç görüyorlar.Özde bir olduklarını fark edemiyorlar.Göklerde bir yerde bir tanrı tasavvur ederek şirk günahına saplanıyorlar.Bilinçlerini arındıramıyorlar.Sonsuz alemlerden sadece birisi olan ve bilincin kendini beş duyu ile algılanan bir madde boyutunda,bir bedenle özdeşleştirip,’O’n dan ayrı,ötede bir varlık olduğunu zannederek,bedensel ihtiyaçları uğruna süfli işlere girerek,sonuçlarını yaşayacaklarının ne olduğunu dahi fark edemiyorlar.Evet Allah var,doğmamış doğrulmamış,diyor,yinede bilincin en altı olan süfli işlerden kendini kurtarmıyor.Demek ki farkındalık yok bu kişilerde, bilinçleri sıçrama yapmamış.Şirk günahı içinde debelenip gidiyorlar,gelmiş geçmiş insanlar gibi. 

                                      

       Kişi bilincindeki bu kirlenme sonucunda, sıkıntılara giriyor, bu boyuttaki bilincin sıkıntısını farkına varıp da aşamayan kişi--ruh bilincini de inşa ederken süfli ediyor-- ve… sıkıntısını sonsuz yaşayacağı bir biçimde…..Mürid,--’O’n dan başka irade sahibi yok.--Kadir,alemlerde mutlak kudret sahibi diyorsun.Sonra- ‘O’- na rağmen birileri karşında varmış gibi,hayali  varlığa,gerçekmiş gibi,-’O’-nun tekliğine şirk koşarak,her türlü kötülük ten tutun da iyiliğe kadar hep bu mantık işliyor ve bu durumun farkına varamıyor.İsdidat mı yok,kabiliyet mi noksan nasıl şey anlamış değilim,vehimleri kendilerini uçuruma götürdüğünün farkına varamıyorlar.

        Sevgili dostlar. Yıllarca bu sıkıntıları çeken bir dostunuz olarak, çok şeyler yaşadım, vehim sıkıntısını çok iyi bilirim.  İnsanı yakar bitirir.Ne yapsan olmuyor,nasıl ibadet yapsan olmuyor,insan çıldıracak gibi oluyor.Ta ki , ALLAH bir şeyleri fark ettirene kadar.Birilerini vesile eder,yada başka türlü.Ne mutlu bir şeyleri fark edebilenlere.

 

.Herkese, selam ve sevgilerimle…

 

                                                                                                                 

 

                                                                                                          15-05-2007

             

                                   

 

Dört Atlı

 

Herkese üç şey lazımdır ilk önce,

Birincisi, şirksiz iman ister evvelce.

 

Diğeri, imanın gereğini yapmaktır her yerde,

Fakat İslam ilimi gerekir elbette.

 

Bütün bunlara da ihlas gerekir daima,

Çünkü kaldırmaz İslam, gösteriş ve riya.

 

Kişide bu üçü birden tahakkuk etmeli,

Birde bunlara gerekli olan, sabır eklemeli.

 

Besmeleyle başlayalım her kitaba,

Rabbin adı en iyi bir sığınaktır.

 

 Allah zatı sığmaz ölçü ve hisaba,

Sünnetullahı işleyen yüce bir Rabdır!!

 

22-07-2007

 

Aşk

 

Aşk, aşk dedikleri ne ki

 

Sevgiyle sonuçlanmadıkça

 

Nefsine pirim verip

 

Ruhuna şifa olmadıkça

 

Aşk, aşk dedikleri ne ki

 

İlahi aşk’a dönüşmedikçe

 

Vehmine yardım edip

 

Özüne kavuşturmadıkça

 

Aşk, aşk dedikleri ne ki

 

Ol kendini bilmemektir

 

Sen kendini biliyorsan

 

Marifet bu aşkı

 

İlahi aşka çevirebilmektir.

 

                  

                   27/07/07

 

ALLAH YOLU

 

Allah yolunda ilerlemek yol almak zordur

İnsanın içini yakıp bitiren bir kordur

Devamlı olarak yediğin tatlı, tuzlu ve acılı lordur

Yeşil ışığın gelmesi zordur, tehlikelisi mordur.

 

Bu yolun temeli sabırdır, az ilerisi ilim

Ne ararsan içinde vardır, birazda bilim.

Ötelerde bir yerde değil O, sendeki özdür

O’na ulaştığında O, dilindeki sözdür.

 

Aşk bir tohumdur ektin ama bitmedi

Vehmindeki şeytanı kovdun ama gitmedi

Gitmediyse önce tarlayı istiğfar pulluğuyla sürmeli

Ardından da şirksiz iman sürgüsüyle sürgülemeli.

 

 

Yeniden aşk tohumunu namaz ve niyaz ile ekmeli

Oruç ve fitre ile sulayıp, büyütmeli

Zekat ve yumuşak huy ile çapalamalı

Sonrası vehmindeki  şeytanı emir altına almalı.

                                                      

                                                      02.08.07

RUCU

 

Her şey aslına rucu  eder

Bunu bilende yoktur başka keder

Bilmeyen sonunda olur ebter

Aşık Rabbin de yanıp ve söner

Buz   eriyince suya döner

İnsan eriyince aslına rucu eder

Her şeyin aslı sonsuz ve sınırsız bir yer

Sonsuza giden yol ise Resulallah dan geçer.

 

Hasan BELEK  22.03.08

 

NEFSİNİ TANI

 

Vicdanın sesini duymayan nefsini tanı

İşte odur insanın hayvani yanı

Eğer helal lokma ile oluşmuş ise kanı

Vakti geldiğinde yine değerlendirir o anı

 

Bir çok oyunların oynandığının farkında ol

Bu, çok zorlu ve meşakkatli  bir yol

Dostlarım, çokluktan birliğe geçin

Nefsinizi değil,Hakkı imanı seçin

 

 

 

Not: Çünkü çoklukta olan nefsini seçmiştir.

 

 

                                                                   HASAN BELEK  10.04.09
Nefis ve RuhNefis,ruh ve bilinç bir özdür,
Nefsini itirazsız,ruhuna teslim olmaya çözdür,
Kur’an,evrensel özün kelamı sözdür,
Nefis ve bilinç, ruh da bir çift gözdür.

HASAN BELEK
02-06-02009

KAPILAR

 

İlk kapı ana rahminden başlar

Dört kapı kırk makam ileriki yaşlar

Ah bu kapılar, açılan ve geçilebilen kapılar

Kimisi kuldan, kimisi nurdan yapılar

 

Her şeyin bir kapısı vardır

Miracın kapısı ise çok dardır

Cehennem, miracını yaşayana kadardır

Sonrası ise, insana helal ve yardır.

               

                                        Hasan BELEK

                                         10-03-09

 

Kaz Dağı

Kaz dağında yeşerir çiçekler ve otlar

Yaylalarında yayılır kazlar ve atlar

Zirvesinden patlar soğuk pınarlar

Benim bin pınarlı idâ  dağım .

 

Yüz bin çeşit çiçekleri mis gibi kokar

Bir tarafından yağ, bir tarafından bal akar

Efsanevi Sarıkız’ı zirveden denize doğru bakar

Benim bin pınarlı idâ dağım.

 

Bünyesinde vardır, efsaneler ve ayazmalar

Eteklerinde oturan kızları, takar al yazmalar

Bazı define avcıları efsaneleri kazmalar

Benim bin pınarlı idâ dağım.

 

Eskiden idâ dağıymış adı

Efsanevi Sarıkız’ın kazlarından aldı yeni adı

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : din,tasavvuf.felsefe,bio enerji

devamı

İNSAN BOZULMUŞ

 

Ey Allah’ım insanlar şaşırmış

İnsan ile insansı karışmış

Bu gün yarına gebedir

Artık insansılar da ebedir

 

Bu gün dünün bir nimetidir

İnsanlar resülullah ümmetidir

İnsansıların nuru kap karadır

Ey Allah’ım bu durum, bir yaradır

 

İnsanların nuru yüzlerindedir

İnsansıların ise gözlerindedir

İnsanların hakkı özlerindedir

İnsansıların ise sözlerindedir.

 

İnsanlar zikir eder cemaline

Sığınır celalinden kemaline

Ey Allah’ım gelsin artık Mehdi resül

Getirsin bozulan insana yeni bir usül

 

22-09-07

 

YA RESÜLULLAH

 

Ben aşığım al beni de gönlüne

Allah’ın en çok sevdiği yerine

Galiba şimdi zamanı ve yeri

Ben seni seviyorum ezelden beri

 

Ağlıyorum gece gündüz gizlice

Rüyamda senden bekliyorum tek hece

Namazımda niyazımda hep sen

O sen değil sanki gönlümde ki ben

 

Ya resülullah, alihi ve sahbihi ecmain

Eyle benim gönlümü de mutmain

Selam sana ya resülullah

Seni çok seviyorum vallah

 

 

 

 18-09-07

 

  Tek Tutku

 

Tek bir tutkudur yaşamak

Sonsuz yaşamın/ tüm

Güzelliklerini hissetmek.

Hissettiğini paylaşmak.

Paylaştıkça çoğalmak

Tek bir tutkudur yaşamak

Yaşadıkça bir şeyler öğrenmek

Öğrendikçe/ her şeyin bir özden

Meydana geldiğini hissetmek

Öyle bir öz ki/ her şeye hesapsız

Yaşam hakkı tanıdığını anlamak

Anladığını paylaşmak

Tek bir tutkudur yaşamak

Sevmek ve sevildiğini anlamak

Aynı özden gelenlere

Kem gözle bakmamak

Tek bir tutkudur yaşamak

Benliğin üstünde/ öz benliğe ulaşmak

Hesapsız güzelliklerin/ öz benliğin

Eseri olduğunu hissetmek

Tek bir tutkudur yaşamak

Ve öz benliğin/ halifesi olmak

Her şeyin/ halifesi için olduğunu bilmek

Ve sonsuz/ sınırsız yaşamın tüm

Güzelliklerini çirkinliğe bulaşmadan hissetmektir…

 

 

28-07-2007

 

 

GEL GAYRI

 

Gel gayrı Mehdi ve İsa a.s.Allah aşkına

Dayanacak gücüm kalmadı döndüm şaşkına

Yetti artık bu zulüm bu hıyanet

Bitsin, kopsun gayrı bu kıyamet

 

Bilincinde Mehdi oluşur ise

İnsan buna alışır ise

İsa’sını indirmeye çalışır ise

Deccalın sana verdiği bilgileri çıkarır ise

 

Kişide kopar kıyamet

Bu sana verilmiş olan bir nimet

Mehdi’si hakim olur dünyasına

İsa’sı yol bulur artık özüne aslına.

 

 23.08.2007

 

MİRAC GÜNÜ

 

Özümdeki kuvveler ile alırım ilhamı

İnsanlara tavsiyede bulunmak suç mu İslam’ı

Resulullah’ın miracının yıl dönümüdür, bir bekle

Sizlerde miracınızı yaşayın namazı ikame etmekle

 

Her nebi’nin vardır bir miracı

Hz. Muhammed a.s.ın miracı, müminler de gönül tacı

Namaz ve niyaz üzere yaşayalım bu akşamı

Allah’tan mağfiret dileyelim bilemeyiz sonra ki anı.

 

 

09.08.07.

 

         NUR OLUP

 

Aşk okyanusunda yüzen bir gemi olabilsen

Dağda, karada, denizde ve havada uçabilsen

Yıldız okyanuslarını da dolaşabilsen

Sonsuzluğa ulaşıp, sonsuz nur’u bulabilsen

 

Kişideki gönlün temeli, bilinmez ki evveli

Nasibine bu düştü olsun

Aşık olan birkaç yudumla doysun,

Dağdan inen dere gibi yolunu bulsun.

 

Ruh olup yol alırsın cennete

Şükür etmelisin verilen nimete

Cennetten de sonra gidilir nur-u izzete

 Nur olup sonsuz nur ile sonsuz yaşarız birlikte

 

16-08-07

 

HAKİKAT

 

Teknoloji falan filandı

İlmin şehri H.z. Muhammed a.s.dı

Bilgisayardı,atomdu,sitringti

İlmin kapısı H.z. Ali k.v.ti

 

Dört kapı dört makamdı

Şeriat,tarikat,marifet ve hakikattı

Hakikat sadece var olan Cenabı Allah

Uyarsan şefaat ya Resullulah

 

 

05.08.07

 

 

SEVGİ

 

Sevgi ile buluşan gönül dostlarız

Yüce dağlar aşarız

Her an ve her şan da yaşananı

Nefretle değil sevgiyle kucaklarız

Allah Allah!! bu ne iştir

Etraf sükunet kesilir

Kuşların sesleriyle

Gönül dostları geliyor denilir

11-05-2007

 

Ne bilsin!


Kendini beş duyudan ibaret sanan,
İsimi Allah olanla özde bir olduğunu.
Ne bilsin!
Kuranın resul olandan inzal olduğunu,
Ciltli sayfalardan ibaret demek olmadığını.
Ne bilsin!
Okunası kitabın içinde yaşadığı her anın,
Yürümek de olan evrensel sistem olduğunu.
Ne bilsin!
Bu evrensel sistem kitabında her anın,
Düşüncesinin, karşılığını yaşamakta olduğunu.
Ne bilsin!
Bu alem de okunası her şeyin olup-bitenin,
Kendindeki manaların dile gelişi olduğunu.
Ne bilsin!
Algılanan bu alemin ona kendi hakikatini,
Anlatan mecazlar olduğunu.



10-05-2007

 

SENİ SEVDİM

 

Okumalısın kainat kitabını

Haykırmalısın sevda hitabını

Sen benim gül-ü Ranamsın

Sevdiğim, aşk-ı deryamsın

 

Gül bahçemin kırmızı gülüsün

Sevdiğini söyleyen aşk bülbülüsün

Seni gördüm kalp gözüyle

Konuşan hak dili sözüyle

 

Aşık oldum ben Anka kuşuna

Bakamam başkasına oyalama boşuna

Sen benim gönlümdeki yarsın

Seni sevdim, mutluyum, iyi ki varsın.

 

 

25.08.07

 

                 ATATÜRK ve KURAN

                                           

           Ahad Olan Allah’ın Adıyla,

 

           Sevgili Dostlar,

 

           Öncelikle şunu belirtmeliyim. Atatürk ve kuran başlığı altında bir yazı kaleme almamdan murat, Atatürk hayranı olmamdır. Atatürk’ün Hayatta en hakiki mürşit ilimdir sözü, çiftçi ve köylü milletin efendisidir sözü ve daha nice sözleri, insanlığa bir ışıktır.

 

            Şu yaşadığımız anda kuran meal ve tefsir çevirisi karmaşası yaşanmıyorsa bunu rahmetli Atatürk’e borçluyuz. Çünkü, rahmeti Elmalılı Hamdi YAZIR efendiye, Kuran mealini ve tefsirini yazdırarak, bütün İslam alemine ve dahi bütün insanlığa ışık tutmuştur. Her ikisine de yüce yaratandan rahmet diliyorum.

 

            Dostlarım, Hz.Muhammed a.s. 1400 yıl önce tahmini 5000 kişinin yaşadığı ve kız çocuklarının ar olduğu ve diri diri toprağa gömüldüğü bir kavime peygamber olarak gelmiştir. Kadının mal gibi satıldığı, insan yerine konmadığı bir kavime ve dahi bütün insanlığa hizmet edecek bir bilgi kitabı olan Kuranı getirmiştir, inzal olma şekliyle. O zamanki toplumun anlayış seviyesi, Kuranın inzal olmasına şekillenmesine vesile olmuştur. Bu durumda yine o bilgi kitabına göre, başka kitap ve nebi gelmeyeceğine göre, insanlık bu çağda da yine eski örf ve adetlere göre yönetilemeyeceğine göre bu bilgi kitabı ile ve onun ruhu ile tüm zamanlarda insanlığa ışık tutacak olan bir kitabı bizlere kazandıran, sevgili peygamberimiz, Muhammed a.s.a ehli beytine ve ashabına salat ve selam olsun. Türkçeye çevrilmesinde emeği geçen rahmetli Atatürk’e ve rahmetli Hamdi YAZIR’ a salat ve selam olsun.

 

   &nbs

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : din,tasavvuf,şiir,

şiirlerimin devamı

Dini zorlaştırmayın kolaylaştırın

Merhaba dostlar;

Allah ilminin tümüyle açığa çıktığı büyük muhteşem insan Muhammet a.s, zorlaştırmayın buyurmuşlardır. İnsanlara ve cinlere teklif edilen yol adalet ve hayır yoludur. Tabii bu yolda hayır ve adaleti uygulayıp yaşayacakları gibi, hayırsız ve adaletsiz olarak yaşayacaklarda yaratılıyor. Her eşyanın kaderi kendi tabiatında mevcut. Gelmiş geçmiş bütün dinlerde Allah ilminin açığa çıktığı resullerin teklif ettikleri yol, hayır ve adaletli olmak yoludur. (Hayır, Allahın bir ismidir.) Nefis insanın bilinci,YANİ KENDİSİ, vicdan ise şuurudur.RUHU, Vicdanın sesi Allahın sesidir. Adalet ve hayır yolunu seçmeyen ve seçemeyenlerin fıtratlarındaki vicdan sesi dahi Allahın sesidir. Fakat onların görevleri gereği o vicdanı kararttığı için. Allahın sesini işitemiyorlar. Milyarlarca galaksi yıldızlar sayısız sonsuz evrenler hepsi bilinçli ve şuurludur. Çünkü ismine Allah dediğimiz o sonsuz ve zamansız ve her an yeni bir şen de olan yüce rabbimizdir. Sadece o vardır, ve onun hükmü işlemektedir. Sistemi o işlemektedir. Onun sünnetinde hayır yapan hayır bulur şer yapan şer bulur. Bu beyin, bu bedende iken karşılığını alır.karşılığını almadan beden ölmez. Nefsini (bilincini) tanıyan sana özünden veren rabbini tanır.
Kendini düşün, Dünyayı düşün, Galaksiyi düşün; varsa kapasiten, evren içre evrenlerde bir dünya mesabesinde olan bu evreni düşün!A.H.

Bütün bunlardaki her tür ve yapıyı yaratan o korkunç azamet sahibi muhteşem varlığı düşün!.

Bunu okuyup da bir şey hissedemiyorsan, gözünü yorma!.

Tüm bu evren içre evrenlerdeki her şeyi yaratanın “ahlâk”ı ne ola, bir düşün Allah rızası için! En sevdiğinin hatırı için!.. O’nu bir insan ya da tanrı gibi tasavvur etmekten kaçınarak düşünmeye çalış!

Bir düşün lütfen!

O basit gördüğün, beş harf olarak algıladığın “ALLAH” adının ardındaki sonsuz yaratılmışları var eden Yaratıcının, “RASÛL” ismiyle işaret ettiği ne olabilir?

“RASÛL”ün, “RİSÂLET”in hakikati, özü, aslı nedir?

Bizden de…

“ALLAH RASÛLÜ”nün ahlâkıyla ahlâklanmamız isteniyorsa; acaba bu ne demektir?

Allah Rasûlü, evrensel insandır!

“İnsan”da açığa çıkan bilinç, gerçekte “evrensel bilincin”, beyinden “fıtrat”ına (programına) göre açığa çıkmış hâlidir!.

“Sen kendini küçük âlem sanırsın, oysa büyük âlem sensin” diyen “ilmin kapısı”, velâyetin zirvesi Hazreti ÂLİ, acaba sana neyi fark ettirmek istiyordu ki!.

Ama öylesine bir vurdumduymazlıkla yaşıyoruz ki; bilincimiz, genlerimize sinmiş “tanrı” anlayışından arınıp sınırlılıktan dışarı çıkamıyor!.

“Tanrımızı”, “HAK” yapıp, “HAK”lığı da bedenimize, beşeriyetimize verip, işin içinden çıktığımızı sanıyoruz!!!.

Kısacası, “bilinen kişiliğimizi” tanrı yapıyoruz!A.H.
Cebrail, cebirdir. Zorluk yaşamadan nefis tanınmaz. Hep rahatlıkta olununca, bilince bulaşan kir temizlenmez. Çünkü her devirde çoğunlukta olan adaletsiz ve hayırsızlar azınlıkta olan ve çok az olan adaletli ve hayırlı olacakları görevleri gereği bu pislikten arınman için Allah resulünün teklif ettiği yoldaki uygulamaları yapmak gerekir (namaz, oruç, zikir gibi ) namazı orucu, zikiri yaparken ötelerden bir yerde oturan bir zata yapmıyorsun kanatlı melekleri olan göklerde bir yerde duruyor sandığına değil. Özündeki Allaha yapabilenler sırra erenler yoluna devam ederler. Ayrıca teklif edilenlere ve yasak denenlere uymak gerekir. Sevgili dostlarım, çünkü nefsi tanımak için gereklidir. Bu yazıyı kaleme almamdaki gaye İsrail halkı gibi bilinci ve şuurları kirli insanların insanlara neler yapabildikleri ortadadır. Tabii bu dahi Allah’tandır. Kimileri Filistin halkı gibi zorluklara sabrederek hayır ve adalet uygular. Allah ilminden buyruldu ki kim azarsa biz ona şeytanı musallat ederiz. Demek ki azanlara şeytan, azmayıp adaleti isteyenlere melek musallat oluyor. Ayrıca (şeytan insanın vehmidir.) (melek vicdanıdır.) Allahın sıfatları celal, cemal ve kemal sıfatlarıdır ki 33 ismi şerifi cemal sıfatı altındadır. 33 ismi celal sıfatı altında 33 ismi ise kemal sıfatı altındadır. İnsanın sağı cemal solu celal, başı kemaldir. İşte şeytan denen görevli ise Allahın celal sıfatına bağlı olarak Allahtan çok korkar vaziyette görev yapmaktadır. İyice azmış insandan şeytan bile korkar. Şeytan bile o azmış kişinin yanına besmele ile yaklaşır. Bu durum makrodan, mikro evren insan için geçerlidir.
Sevgili dostlar; konuyu toplamak gerekirse kimse kaderinde var olanı bilemez. Kaderinde bu dünyada ve bu beyin bedende iken adalet ve hayır yolu bulunanlar teklif edilene uyarken en kolay kendilerini tanıyacakları icraat zikirdir. Her zaman her yerde Allahın celal isimleri hariç içlerinden beğensinler, o kişinin neyi zayıf, ise o zayıf olana iyi gelecek ismi zikretsinler mesela Allahın mürid mürid günde 3600 kere zikreden kişini iradesi kuvvetlenir ve kendini hayırsız ve adaletsiz yoldan kurtarır. Bu kesin ve denenmiştir. Kurtaracağı kesin sabittir. Bu örnek gibi nur, ismi kuddüs ismi alim ismi fettah ismi mesela hastalık anlarında şafi, şifa veren ismidir. Şafi ismi dahi tecrübeyle sabittir. 3600 den az olmayacaktır ki beyinden mikro dalga olarak ruh’a yüklensin. Ve dahi insanlar kolayca yollarını bulsunlar zikirler abdestli abdestsiz yapılır. Başına ya gibi el gibi takı eklemeden zikir edilebilir. Dostlarım, zorlaştırmayalım kolaylaştıralım demiş resul. Sen kişiye yürürken zikir olmaz ayakta ve yatakta olmaz dersen zorlaştırmış olursun. Kişiye herkes bir görevde olduğunu hatta her şeyin bir görevi olduğunu söyleyip zorlaştırmadan Allah resulü muhteşem insan Muhammed a.s ın teklif ettiklerini aktarmak gerekir. Namaz mümin olan hayır ve adalet yolunu seçen kişinin miracıdır. Namazı ötede biri için ikame etmeyen bir gün miracını yaşayacaktır. Bu dahi tecrübe edilmiş ve sabittir. Namazda iken zikrettiğin sure ve ayetlerin manalarını derununda hissederek ikame edilen huşu içinde ikame edilen namaz kişiye miracı yaşatır. Muhammed a.s miracı gönlümüzün tacı birçok velinin miracı anlatılır. Örnek olsun diye miracını yaşabilen kişi Allahın velisi olur. Nefsini tanır rabbini bilir olur. Dostlarım günde beş vakit namaz işi gereği ters olanlara eda ve ikame etmek zor gelebilir. Eda ve ikame etmeyenler hiç olmazsa işten eve geldiklerinde namaz ikame etmeye çalışsınlar. Zikirlerini hiçbir gün bırakmasınlar, ta ki miraçlarını yaşayana dek miracını yaşadıktan sonraki hal onlarda iyilikte ve kötülükte de hep aynı olacaktır. Sonsuza dek yaşayacak olan ruhların Allah ile dolu olacağından ve birleşeceğinden ötürü sonsuza dek Allah ile olacaklardır.
Bir şiirim ile yazıma son verirken,
BUGÜN FITIR BAYRAMI



Bugün fıtır bayramı
değildir fitre.
Oruç ile ay boyunca fıtratına
taktığın bir filitre.
Bu bayram,
Muaviyenin bayramı değil
Müminlerin fıtır bayramıdır,
önünde eğil.
Müminin, fıtratını bilincinde ve şuurunda
Yaşadığı bir bayramdır.
Hz. Ali k.v. in şehit edildiği için,
sevinen ve sevinçten şeker dağıtana haramdır
Bu bayram fıtır bayramı
Şeker bayramı değil
müminlerin bilinç bayramıdır
önünde eğil…


TÜM ŞİİR DOSTLARININ FITIR BAYRAMINI KUTLARIM.ALLAH, FITRATLARINI BİLİNÇ VE ŞUUR BOYUTUNDA FARK EDİP BAYRAM EDENLERDEN EYLESİN.SEVGİLERİMLE...
Sevgili dostlar; sürçü lisan ettiysem af ola hakkınızı helal edin. Benden yana helal olsun selam ve sevgilerimle… Hasan BELEK


 

                

ATATÜRK ve KURAN

                                           

           Ahad Olan Allah’ın Adıyla,

 

           Sevgili Dostlar,

 

           Öncelikle şunu belirtmeliyim. Atatürk ve kuran başlığı altında bir yazı kaleme almamdan murat, Atatürk hayranı olmamdır. Atatürk’ün Hayatta en hakiki mürşit ilimdir sözü, çiftçi ve köylü milletin efendisidir sözü ve daha nice sözleri, insanlığa bir ışıktır.

 

            Şu yaşadığımız anda kuran meal ve tefsir çevirisi karmaşası yaşanmıyorsa bunu rahmetli Atatürk’e borçluyuz. Çünkü, rahmeti Elmalılı Hamdi YAZIR efendiye, Kuran mealini ve tefsirini yazdırarak, bütün İslam alemine ve dahi bütün insanlığa ışık tutmuştur. Her ikisine de yüce yaratandan rahmet diliyorum.

 

            Dostlarım, Hz.Muhammed a.s. 1400 yıl önce tahmini 5000 kişinin yaşadığı ve kız çocuklarının ar olduğu ve diri diri toprağa gömüldüğü bir kavime peygamber olarak gelmiştir. Kadının mal gibi satıldığı, insan yerine konmadığı bir kavime ve dahi bütün insanlığa hizmet edecek bir bilgi kitabı olan Kuranı getirmiştir, inzal olma şekliyle. O zamanki toplumun anlayış seviyesi, Kuranın inzal olmasına şekillenmesine vesile olmuştur. Bu durumda yine o bilgi kitabına göre, başka kitap ve nebi gelmeyeceğine göre, insanlık bu çağda da yine eski örf ve adetlere göre yönetilemeyeceğine göre bu bilgi kitabı ile ve onun ruhu ile tüm zamanlarda insanlığa ışık tutacak olan bir kitabı bizlere kazandıran, sevgili peygamberimiz, Muhammed a.s.a ehli beytine ve ashabına salat ve selam olsun. Türkçeye çevrilmesinde emeği geçen rahmetli Atatürk’e ve rahmetli Hamdi YAZIR’ a salat ve selam olsun.

 

             Ölüm ötesini bildirmesi Risalet yoluyla olup, insan hukukunu da Nübüvvet yoluyla asgari taban sınır olarak belirlemiştir kuran. Dolayısıyla bütün zamanlarda ışık olarak sonsuza dek var olacak bir hizmettir. Kuran-ı kerim, insanın mutlu olması için ona bir şeyleri emir etmez, teklif eder ve uyanların daimi koruma altına gireceğini söyler.

 

            Ramazan-ı şerife girdiğimiz şu günlerde oruç ve kuran ayında, insanlığa hizmet etmiş tüm insanlara dua etmeliyiz ve bir özden gelenler olarak, kimseye kem gözle bakmamalıyız diye düşünüyorum. Bu yazım vesilesi ile Ramazanı şerifin tüm İslam ve insanlık alemine hayırlar getirmesi dileğimle. Yazıma bir şiirimle son verirken tüm dostlara selam, sevgi ve saygılarımla…11-09-2007

 

 

HERKES GÖREVİ KADAR

 

Çok şükür ki insan olarak geldiniz

Taş toprak olarak da gelebilirdiniz

Ama hiç fark etmez ki her biriniz

Hay dan gelip, Hu ya gidersiniz

 

Taş toprak dahi şükür ederler

Görev kutsaldır derler

Onlar yine de bilirler

Hay dan gelip, Hu ya giderler

 

Resülullah ta inzal olanı severim

Ve dahi onu her zaman överim

Görevini layıkıyla yaptı derim

Ve  Hay dan gelip, Hu ya ererim

 

Bende ki görev sünnetullaha hizmet

Görevime devam ise kader ve kısmet

Resülullahtan görev alabilmekte hikmet

Hay dan gelip, Hu ya ermek ise nimet.

 

24-09-07

 

 

Yıldızlı Gece

 

Bu gece de göründü yıldızlar

Yine içim buruk kalbim sızlar

Baktıkça sonsuz bir gökyüzü ve hüzün

Belki bir gün gülecek o güzel yüzün

 

Ağlama nur yüzlüm, ağlama

Sevdiğini söyle bana, saklama

Sen söylemezsen de benim sevdiğimi bil

Artık bu akıttığın göz yaşını sil.

 

Ey güzel gözlü sevdiğim

Yüreğinin sesine gönül verdiğim

Sen benim tek sevdiğimsin

Gülsün artık yüzün, tek değer verdiğimsin.

 

 

15-09-07

 

SON AŞK

 

Son aşkımdır artık bu, belki son çilem

Ömrümün son bölümü bu, artık gelem

Gel artık ne olur, çilem son bulsun

Aşk –ı deryadan bir sesle gönlüm dolsun

 

Benliğimdeki sen, seyranımız aşk olsun.

 

 13-09-07

 

AHİR ZAMAN

 

Düşünüyorum gündüz ve gece

Gülüyorum ağlanacak halimize ince ince

Hakiki alimler üzüntüden çektiler elini ayağını

Sahtelerine meydan kaldı diktikler şirk bayrağını

 

Üzülme dost üzülme bu dünya virandır

Bu yaşadığımız zaman ahir zamandır

Ahir zamanda şirkten arınanın hali yamandır

Uyarsan şefaat edecek olan Muhammet a.s.dır.

 

                                     05.08.2007

 

HİÇ = HİÇTİR

 

Zerre küllün aynasıdır

Kum tanesinde tümeli göremeyen gayrısıdır

Her an yeni bir şandadır

Bunu kavrayamayan hüsrandadır.

 

Her şey ilminde idrak edip ol diyen Yaratan’dır.

Olduran Alim, Mürit, Kadir esmalarıdır

Bir de bunlara sevgi katarak harmanlayandır

Tekrardan da halifesi olan kulunda var olandır.

 

Bir kum tanesinde tümel görünür mü deme

Bunu anlamayandır seme

Bu sözü söyleyen H.z.Ali k.v.tir

Bu şiirde ki sözleri anlayan bir hiçtir.

 

Hiçlikte nerden çıktı deme

Yine olursun seme

Kulluğun sonu hiçliktir

Hiç eşittir hiçtir.

                                 

                                06.08.07

 

DÜŞÜNÜYORUM

 

Düşünüyorum da sadece sen varsın

Var gibi görünenler bir hayalden ibaret

Sen benim gönlümdeki yarsın

Seninle olmayı istemem en güzel ticaret

 

İstemem bana verdiğin fani dünyayı

Sen benim gönlümün ayı

Bilirsin gönlümdeki arızayı

Ona göre verirsin şifayı

 

Sen sevdirdin bana kendini

Attın bana gönlünün kemendini

Kıpırdayacak halim yok,  oldum kara sevda

Seninle olmayı istemek bu cana gıda

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : tasavvuf,din,şiir,felsefe,

şiir lerimin devamı

                 FELSEFE ve KURAN

 

           Ahad olan Allah'ın adıyla,

           Sevgili dostlar,

           Kuran, İsmi ALLAH olanın sisteminde, risalet nurları kaynağından, resulünde inzal olmuş, ve evrensel sistemin kitabıdır. Din Ahlaktır. Ahlaklı insanlar yetişmesi için Allah sisteminde inzal olmuştur. Felsefe değildir. Allah zatı ve kuranı Hakkında felsefe yapılmamalıdır.

         Dostlarım, Kuranı felsefeye bulaştıranlar yazdırdı bu yazıyı bana, onlara sesleniyorum. Hz. Muhammed a.s 'a yakışmıyor yaptıklarınız. Ben, affınıza sığınırım. Kur'an'ın yedi tayf halinde anlamı vardır. Bilgisi malumunuz olmalı. Bir bölümü akılca kavranır, başka akıllara aktarılabilir. Tamamını anlamak ise nur'tevhit ile Rab'be ve aynı şekilde rasule miraç olmadan anlaşılamaz.

O noktalara ulaşanlar da bu zat mertebesinden teferruat olarak bahs açmaz..Çünkü karşı tarafça anlaşılamayacagını bilir. Bunu bilenler, tasavvufu marifetullahı zevk olarak tanımlamışlardır.

        Mesela Asr suresi, çok büyük anlamlar taşır. Söylenenleri kapsadığı gibi söylenmesi yasak olanları da kapsar. O, her şeyi kendinden kendine yansıtan sonsuzlukların sahibidir.

Sünnete uyar ve aklın kavrayabileceğiyle yetinir ve haddini bilir isen sonsuzkurtulanlardan olursun.

          En büyük peygamberi Muhammet Mustafa sa.v bile seni layıkı veçhile kavrayamadık, hakkıyla hamd edmedik buyurmuştur.Muhammed a.s. bir hadisinde, Farz namazını(yani teklif edileni)terk etme.Kim terk ederse ilahi korumadan mahrum kalır.Buyurmuştur. 

Onun kadar büyük bir kişilik olmadı olmayacak o halde herkes böyle konulara girerken haddini bilerek girmeli.

Zatını ve ondan inzal olanı sorgulamamalı. Esma ve sıfatının hakkını vermeye çalışmalıdır. Yani teklif edilenleri yapmalıdır.

Zaman boşa götürecek kadar çok değil.

Felsefeden çok yaşanmalıdır.

Bir şiirimi sunarak yazıma son verir iken herkese selam ve sevgilerimle…

 

YENİLEN

Ey dost, ey insan! Sendekini fark et

Özünde ki esma Rabbini fark et ve sonunda çark et

Yağmur damlası iki melekle iner demişti resullulah

Çok doğru söylemiştir vallah!

 

Yağmur damlasının da özü vardır

Oksijen ve hidrojen adlı iki yardır

Ey dost, özündeki kuvveler esma Rabbindir

Beynin, ellerin ve ayakların senin melekelerindir.

 

Özündeki kuvveler ile alırsın ilhamı

Yenilenip yaşamalısın islamı

Ey dost, ey insan! Anla  resullulahı

Dosdoğru olup yaşa islamı.

 

Yetmiş bin perde bir bir geçilerek varılmalı

Perdelerin ise değer yargıların ve bilmediklerin olduğu kavranmalı.

Özündeki kuvveler ile alırsın ilhamı

Muhammet a.s. a uyarak yaşamalısın islamı

 

Aklının alamadığı en son noktanın da sonrası

Varlığın tek sahibi olanındır hazinesi ve sofrası.

Maide dir O sofranın adı

Yenmek ile alınır tadı.

 

Allah birdir başka ilah yoktur

Birliği yaşamaya engel perdeler çoktur.

Çekilir isen aradan

Gözükür o zaman yaradan.

 

20-09-2007

 

MEHDİ HAKKINDA


Ahad olan Allah'ın adıyla,
Selam O'na inananların üzerine olsun,
        
            Yeryüzü semaların getirdiği ile yetinir. İnsan oğlu ilhamların ya da vahiylerin çocuğudur. Allah her manada ve her esmada sonsuzlukları ihtiva eder. Her düşünce ya ilmin ya da vahyin istinadıyla değer bulur. Bir yerlere bağlanmayan düşünceler muallakta kalır. Akıl belli verileri değerlendirerek belli inançları referans alarak hüküm verir. Bu inançlar yanlışsa veya veriler yetersizse hüküm başka hükümler karsısında akıl için abes kabul edilir.
           Akıl diye güvenip sarıldığımız sermaye bazı durumlarda bir işe yaramaz. O nedenle gönlü devreye girmemiş kişilerdeki aklı kastederek, Hz.Mevlana derki akıl çamura saplanmış eşektir''der.
          Kur'anı kerimin yedi tayf halinde derinliğe sahip olduğu gerçeği malumunuzdur. Herkes kendi bilgi ve inanç seviyesine göre bir anlam çıkarır. Eskiden disiplinli olarak bilgilenirdik. Şimdi ise bu disiplin kayboldu. Ön bilgi edinilmeden son bilgiyle karşılaşmak mümkün hale geldi.
           Rasulü kibriya sav. kendisine bildirilen üç ilimden ikisini dağıttığını birini ise gizlediğini bildiriyor. O ki Allah'tan doğrudan ilim alabilme ve şeriat oluşturmak için yetki veren ilimdir. Onunla melekler programlanır desek biraz açmış oluruz. Bu ilim dahi bu çağda bazı kulların kullanımındadır. Allah ilmi her nefiste kendi rableri doğrultusunda kullanıldığından yanlışlar yapılması kaçınılmazdır. Bu yanlış kur'an a göre tabii.
           Bakıyoruz kur'anın bazı hükümleri uygulanamaz hale gelmiş. Yani şeriat-ı rasulullah yara almış. Böyle bir ortamda bazı alimlerin bazılarını ortak bir bilgi birikimiyle mücehhez olmadıklarından anlayamamalarını doğal saymak gerekir. Bize göre hidayet çağı başlamıştır. Zamanla belli bir ortak anlayış çoğunluğu etkisi altına alacktır. Bunu sağlayan ilm-i ledün sahibi göklerin düzenini şeriat-ı Muhammede göre yeniden sağlayacaktır. Onun, rasulullahın dilinden adı Mehdidir. Evlad-ı rasuldür. Allah'ın ezeli taktirinde bu çağın çocuğudur.
             Her bilgiyi hazmetmek, her şeyi bilgi ile kuşatmak değil bizim, rasulullahın bile haddi olmamış. Her şeyi bugün anlayacağım derseniz kendinizi Allah'ta yok bulursunuz. Hayret yaşama sevincinizi alır . Dünya çekilmez olur. Faydası yani, onunla amel edemeyeceğimiz ilimden Allah'a sığınmalıyız. Sünnet bunu gerektirir.
             Kapasitesi yetersiz bilgisayara yükleme yapsanız ne yazar.
             Bazı şeyleri zamana yaymalısınız. Nur görmeye başlayan kişinin anlayışı daha da artacaktır. Bununla beraber yine de hayretiniz devam edecektir.
            O kul yani Mehdi, Allah adına alemde tasarruf eder. Tam yetkili olarak. Üstelik tam muhtar olarak . İsterse Muhammed a.s. şeriatında bile değişiklik yapar. Her dileği melekler tarafından anında yerine getirilir. O tecelli öğle ağır bir tecellidir ki herkes Muhammet sav olamayacağından bir çoğu büyük hatalar yapmış ve bugünkü perişanlık ortaya çıkmıştır. Bu durumda ezeli kader sırrından olduğundan bunun böyle olacağı rasulü kibriya tarafından bildirilmiştir. Şu anda görevli yada yakında göreve başlayacağını zannettiğimiz evladı rasul dini yeniden ihya edecektir. Hadislerden bilinen gerçek budur.
           Allaha ve rasulüne yeterli muhabbet besleyenler için bu gibi konular zamanla inanç seviyesinde kendiliğinden itminan derecesine gelir. Esas olan cemal ve kemal esmalarıyla yeterince zikir yaparak teali etmektir. Celal esmalarını zikirden kaçınmak gerekir.
               Sadece esma konusunda son bir cümle söylemek isterim . Allahın kötü ismi olmayacağı her müminin bileceği bir şeydir.
               Allah abes ve kötü yaratmadı. Her isim ve olay kendi içinde rahmettir. Kimi bugüne kimi yarına . Herşey rahmetTir, burada kasıt başka idi. Sağlıklı bir insanın mümit ismini okuması Allah'ı bu isimle çağırması o kişiye ölümü getirir.Hay ismi ya da muhyi ismi ise hayatı ,yenilenmeyi getirir.Öyleyse dedik her ismi zikir konusu yapılmaz.
          İslam yurdunda celal esmaları okunursa tecelli eder. Zarar görülür demek istedik.zikrin bir adabı vardır ve bu adap terkedilmiş yada yanlışlar karışmış demek istedik.
            Mümin ya hayır konuşsun ya da sussun diyenin o mübareğin öğretisinin yanlış anlaşıldığını demek istedik.
        Mümin beddua etmez demek istedik.Beddua deyince siz ne anlarsınız.Bela okumayı değil mi.Nasıl okunur .Mesela Allah kahretsin diyerek. Kahhar ismini okumasını yasaklamış.Evet o esmalarda Allahın esmalarıdır ve onu ehil olanlar nasıl nerede kime karşı hangi durumlarda okuyacağını bilerek okurlar.Sıradan müminler yani rasulüllah s.a.v den görev almayanlar tatlı dilli iyi isimlerle dua etmeliler.Menfi esmaları dillerinden uzaklaştırmalılar demek istedik.
         Kötülük dediğimiz şeyleri yaratan da Allah'tır. Şeytana bir güç isnat etmeyiz.Şirkten Allah'a sığınırız.
        Bir hadis- şerifte, Hz ebu hüreyre. Buyuruyor; Ben rasulüllahtan iki tür ilim tahsil ettim. Birini size bildirdim ve bana bu şerefi uygun gördünüz. İkincisinden bir şey bildirseydim beni öldürüdünüz.
Sanırım bu hadisi, kütübü sittede bulabilirsiniz. Mealen yazdım. Aynıyla değil. sizce o idama sebeb olabilecek ilimlerde ne vardı. Rasulü kibriyanın gizledim dediği nasıl bir ilimdi.

        O ilimleri bilenlere ulaşmak için kur'an-ın söylediği temizliğe yani şeytanın vesveselerinden emin olmaya ihtiyaç vardır.
Allah size de bizede merhamet etsin. Niyetlerimize göre muamele etsin .A min.

Selam ve sevgilerimi sunarım. HASAN 20-09-2007


 

                                      

                                          

 

 

AŞK ABI  HAYATTIR

 

Aşk üç harften ibarettir

Şerefle yapılan bir ticarettir

Kabirde onun ile yapılan bir hicrettir.

 

An Muhammet a.s.ın aşkını

Burak isimli bir araçtı onun adı

Izdıraplı bir yolun sonunda alınır tadı

 

Hayatta aşık olandadır keramet

Aşk onda bir araçtır, amaç kıyamet

Yol uzundur, ister nedamet

Aşık olunca bin aracına devam et

Tavaf eyle ve her yeri seyran et.

 

Tamam olur o zaman miraç ve niyet

Ilımlı ve yumuşak olursun artık gayet

Resulünün aracından Allah’ım bizlere de nasip et.

 

05-09-07.

 

AŞK ŞARABI

 

Dilde ki o sözleri salıver gitsin

Sal ki gönül bağımda güller bitsin

Bağımdan bağına alıver geçsin

Aşkın şarabını hep veriver içsin

 

O sözler hayat pınarındandır

Gönül bağının derunundandır

Şifadır ruhuma o sözlerin

Nur gibi yüzündeki o gözlerin.

 

O sözleri duyunca ben ölmüşüm

Ölünce yeniden uyanıp görmüşüm

Onunla tüm dünyamı örmüşüm

Sonsuzluğa doğru yol alıp yürümüşüm.

 

06-09-07

 

            HER ŞEYİ İLAH EDİNEBİLİYORUZ

  

            Ahad olan Allah’ın adıyla,

         

            İlah edinmenin ne demek olduğunu tekrarlamak gerekirse, isimi Allah olandan başka bir varlığa uluhiyet yüklemek. Peki açık konuşalım, bizim neleri övüp yücelttiğimiz ortada kimileri futbol için bulsa ölecek, kimileri seks, kimileri para ve dünya için, kimileri siyaset, kimileri kimileri sayar gidersin. Herkes bir ilah edinmiş.

 

            Vicdanı açık gönüllere sesleniyorum, Allah’tan gayri bir varlığı, övmek yüceltmek için hizmet etmek, onun rızasını kazanmak için uğraşmak, daha doğrusu, Allah’tan başkasını kalbe sokmak, ona hizmet etmek, onu ilah edinmekten başka nedir? Düşünmek gerekir, hayatımıza neleri soktuğumuzu(Allah’ın evine)düşünmemiz gerekir.

 

           Sevgili dostlar, açık şirk devri kapanmıştır.(Şirk, bilincindeki kir.)Fakat gizli şirk, insanların korkulu rüyasıdır. Ayrıca şirk, Allah’ ı göklerde bir yerde sanmak ve ibadetleri tapınmak amaçlı yapmakta şirk dir.

 Ve kimse bunun farkında değil. Müslüman, elhamdulüllah müslümanım deyip camiye gidiyor, namazını kılıyor(namazını onlar kılıyor derler, ben eda edilir ya da ikame edilir derim)cami kapısından çıkarken siyaset başlıyor, yok o parti yok bu parti, yok şu zengin olmuş, bende şu tarlayı aldım, vs, vs. Dostlar, dost acı söyler, kalbinde gerçekten Allah olan! Başka ilah edinmez! O, kişi ilgilenmez böyle şeyler ile Tümden elini ayağını çeker demiyorum, yaşamında bir şeyleri ilah edinmez diyorum. Çünkü bilir o kişi şirkte olanın af edilmeyeceğini. Ayrıca, Allah tarafından bırakın affı, kendisi dahi, özde bir olduğu ismi Allah olanı bulamaz ve fark edemez.

 

          Dostlarım, insanlık bir şeyleri bal gibi ilah edinmiş durumda. Allah kuranında bildirilen şirke düşmeyin. Nedir şirk, Allah’tan başka ilah edinmeyin. Lailaheillallah diyoruz, tanrı ve tanrılar, putlar, Allah yerine konmaz, onlar yok, sadece Allah var diyoruz.1400yıl evvel putları ve tanrılık kavramını yıkan Muhammet a.s. gibi, bir zat, risalet nurları kaynağından nur alan, bir yenileyicinin gelmesi ve bir şeyleri yenilemesinin zamanı geldi de geçiyor. Kim bilir belki de yenileyici görevini yapıyordur.

 

          Günümüzdeki kuran meallerinin hemen, hemen tamamında, Allah’tan başka tanrı yoktur ve temizlenmemişler kitaba el sürmesinler geçer. Abdest’i temizlik sanan bir zihniyet oldukça, abdest temizlik olsa, su olmadığı zaman toprak ile abdest alın denmez di.

          Ancak kurana göre necaset, kirlilik, bedende değil, şirk olan da, yani bilinçte. Oda nasıl olur demeyin. Kuran kirliğin şirk olduğunu ve bilgisini arındıran kişi, o kitaba el sürsün demek istemiştir. Vücudunu temizleyen değil. Bilincini temizleyen. Yani ötelerde bir tanrı aramayan, ismi Allah olanı kalbinde hisseden kalbine koyan denmiştir.

 

          Evet sevgili dostlar, bir şeyleri ilah edinmek, yani çok severek bağlanmak insanı aslından uzaklaştırır. bu yüzyılda bu gibi konuları yenileyecek bir yenileyiciye(mehdi) ihtiyaç vardır. Allah’ın sistemin de inzal olmuş bir yenileyici ve( yenileyici de inzal olan bilgi)tanıyorum çünkü benim de bilincimi arındıran o yenileyicidir. İsimi önemli değil bilgileri önemlidir. Yeniliği önemlidir. Bu vesile ile dostların bir şeyleri gözden geçirmesi dileğimle.

 

                                                                                     Herkese. selam ve sevgilerimle…

                                                                                                      

                                                                                                                     Hasan-14-05-2007

 

DENİZ DERKİ

 

Beni iki melekle yaratmış yaradan

Pek fazla farkım yok karadan

Oksijen ve hidrojen adlı iki melektir onlar

Üzerimdeki gezen kayık bundan ne anlar.

 

İçimde yaşayan balıklar ve canlar

Kayıkçılar ağları ile bunları avlar

Ama yaradan bunu bazı günlerde yasaklar

Neden uymazlar buna kayıkçı denen zatlar.

 

Hasan deniz kuşudur üzerimde uçan

Hakkıyla bana gönlünü açan

Beni kirletmekten daima kaçan

Özde bir dostumdur hakka avuç açan.

 

30-08-07 / ZEYTİNLİ

 

 

GÜZEL DOSTUM

 

Güzel gözlerin ile güzele bakmaktasın

Dertleri çileleri ve aşk şarabını tatmaktasın

Güzel yüreğin ile onun için yanmaktasın

Bazı anda vehmine uyarak kaçmaktasın.

 

Yumuşak huylu olmak en büyük derdimiz

Siz buna ana karnında erdiniz

Her hareketinizle bunu gösterdiniz

Bazı anda vehmine uyarak yine de terk ederdiniz

 

Nedir bu vehim denen maraz

Bilincine vesvese veren bir yaramaz

Bunun için ikame etmelisin namaz

Yılmadan usanmadan etmelisin zikir ile niyaz.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : tasavvuf,felsefe,bilim,şiir

şiir ve denemelerimin devamı

                 Sonsuz Sınırsız Hayatın Yolu

 

          Ahad olan Allah’ın adıyla,

 

        Sonsuz ve sınırsız hayatın yolunun, insanlar için bu dünyada ve beyin bu vücutta iken başladığını söyler isem abartmış olmayacağım. İnsanlar istemeden çıplak bir şekilde geldikleri bu dünya yaşamı boyutunda oluşum, gelişim ve değişim yasalarına tabi tutulmak zorunda kalıyorlar.

        İnsan ana karnında oluşurken astrolojik olayların etkisiyle kişinin kaderi belirleniyor. Bugünkü ilim ile bakıldığında kişinin doğum günü ve saatine göre neredeyse nasıl yaşayacağının bilinmesini bırakın ne zaman öleceğini bile tahmin eder duruma gelindi.

        Oluşum, gelişim ve değişim demiştik, insan için oluşumun kaderinden bahsettik. Gelişim içinde bilim ve teknolojinin gelişmiş olduğu ve yaygın bir şekilde kullanıldığı ortamla, bilimin dışında kalmış, teknolojik olanakları kısıtlı bir ortamda yetişen bireyler arasında farklılıklar gözlenebilir. Fakat yine de astrolojik etkilere göre kaderinde ilimi öğrenmek ve bilgili bir kişi olmak olan kişi yaşadığı tüm olumsuzluklara ve kötü koşullara karşın yine de çabalarıyla ilmi bulacaktır. Eğer bir kişinin kaderinde ilmi öğrenmek, bilgi sahibi olmak yoksa tüm olanaklara sahip olmasına rağmen yine de kendisini yetiştiremez.

         Bu bir tekamül sürecidir. Tüm algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız makrodan mikroya herşey için geçerli olacağı düşünülmektedir. İnsanların kaderini astrolojik olaylar belirliyor, peki makro alemdeki algılayamadığımız büyük gezegenler dahil mikro alemdeki atomlar, sitringler gibi alt boyutun kaderini kim belirliyor? Bunların da elbette bir belirleyeni var. Onlarında algılayamadığı ve her şeye özünü veren onların kaderini belirliyor. Her şeye özünü veren öyle bir öz ki, artısı eksisi, mayası her şey o özde mevcut. Bu öz evrensel özdür.

          Bütün makrodan mikroya her şey özde birdir ve hepside bilinçli, şuurludur. Aynı zaman da kendi kader programları içinde tekamüllerini tamamlarlar. İşte bu şekilde sonsuz hayat yolu ortaya çıkıyor. Şimdi şöyle bir düşünelim; erimiş bir demirin bulunduğu kazanı burada çalışan bir işçinin bu kazana düştüğünü. Bir iki dakika içerisinde kişi o sıcaklığa dayanamayacağı için demir misali eriyip yok olacaktır ancak kişinin özü kazandan dışarıya çıkıp sonsuza dek kalacaktır. Yine şöyle bir düşünelim; Güneş sistemimizde bulunan Güneş eğer bize biraz yaklaşsa dünyadaki her canlı demir kazanına düşmüş gibi erir ve özü kalır sadece. Daha çok yaklaşırsa Güneş sistemindeki gezegenler bile erir ve özleri kalır.

            Dostlarım; bütün bu özler ne oluyor peki? Daha önce dedik ki her şeye özünü veren tüm görülebilen ve görülemeyen tüm aleme kendi özünden bilinçli ve şuurlu olarak verdi. Burada insanlar boyutunda,  beyin bu vücutta iken sonsuz hayat yolunda lazım olacakları özüne yükleyebilen,  öyle bir durumda bilinci özünde dereye girecek ve aslını bulacaktır. Ama özüne sonsuz hayat yolunda lazım olan bilgileri yükleyemeyenler bu hayatta ne ile meşgul iseler özlerinde o meydana çıkacağından orada da aslını bulamayacaklardır. Aslını bulanlar sonsuz ve sınırsız bir hayata kavuşurlar.

            Nedir bu beyin vücutta iken yüklene bilecek bilgiler? Oluşum, gelişim ve değişim demiştik. Beynin bilim tarafından bioelektirik ürettiği kesinlik kazandı. Beynimizde üretilen bilgiler özümüze mikro dalga olarak yüklenmektedir. Evrensel öz dediğimiz ve onun adaleti Ondan hasıl olan her şeye yaşam hakkı tanımasıyladır ve insanların da Onun adaletine uygun hesapsız verebilme sevgi, hoşgörü. affetme ve yardım etme gibi hesapsız verebilme makamına yükselip, özüne bunları yükleye bilmen gerekmektedir.

            Evet dostlarım, eğer özüne güzellikleri yükleye bilmeyi başarabilen sonsuz, sınırsız bir hayat yolunda aslını bulup sonsuz yaşayacağı kesindir.

                                                                                                Selam ve sevgilerimle

                                                                                                                                                                                            29.07.07                                                                                             

 

 

                                                                                                

GÖNÜL BAĞI

 

Gönül bağı er kişide vardır

Bu bağ seven ile sevilene yardır.

Gönül bağındadır keramet

Bağa giremeyende kopar kıyamet.

 

Üzüm bağı değildir bu

O er kişinin bağrında bir su.

Kıyam’’et, zikir eylemelisin

O bağa köprü kurmayı denemelisin.

 

Bu bağ gönül bağı

Değil aç at’ın men bağı

O Tok’at’ın Erbağ’ı

Sırra erenler in aşk dağı.

 

Arif görür kalp gözüyle

Söyler Hakkın sözüyle

Nur gibi olan yüzüyle

Hakk’tan gelen özüyle

 

Marifet arifte değil özdedir

Ona nazar eden gözdedir

Ustasından öğrendiği sözdedir

Aşık olduğu O nurlu yüzdedir.

 

 

 

14-08-07

 

 NOT: Tokat ilinin Erbağ ilçesi. TOK’AT’IN EFSANESİ VARDIR. Ayrıca ERBAĞ .DA ERLERİN BAĞI (idi )Efsaneye göre, Bir er kişi sevdiğini aramaya mağaraya girer, atı dışarıda kalır.

40 kısrak oraya gelir, o er kişinin atını, kırk gün içinde baştan çıkaramamışlar, at er kişiyi beklerken. Tok’at denmiş o yüzden…Eksik olabilir…Sevgilerimle…

 

KADER HAKKINDA

 

            Ahad olan Allah’ın adıyla,

            Selam O’na inananların üzerine olsun.

 

            Günümüzde bilim çok şeyi bizlere öğrettiği aşikardır.

 

            Tümel tek olan Rabbül alemiyn dir. Ve işleyen sistemi külli iradenin tecellisidir. Yani kaderdir. Kader, kısaca söylersek eşyanın tabiatıdır. Güneşin doğuşu ve batışının işleyişi kaderidir.

 

           Hocam derdi, bütün yani tümel 21 boyuttur.(Besmelenin sayısınca)10 boyutu ahiret alemi,10 boyutu ise hakikat alemi. 1 boyutu ise, ikisinin birbirine temas ettiği alemdir. Bu yan, yasin, öte yan taha. Bu yan bize göre pozitif öte yan negatif. Öteye gidenler için bunun aksi tabii. Ve ekliyor, rüyaların tersine çıkışı bunun için. Bazı rüyalar tam tersine yorumlanır. Falan rüyada öldü deyince ona yeniden ömür verildi denilir.
Demek ki dünyaya ait sular buhar olup ötelere karışıyor. Buradan ve oradan yola çıkanlar için on birinci boyut olan yere kadar çıkıyor ve bizi kutsamak üzere dünyaya dönüyor.  O yüzden yağmurun adı su değil, rahmet, demek ki. Ne dersiniz.

Allah’ı kabullenememek ne kadar acı. Şükretmeli ve anlayışımızın artması için sürekli duada olmalıyız. Ve Rabbim ilmimizi çokça artır ayetini (gale rabbi zidni ilma-------taha 114 ) çok zikretmeliyiz. Yani tesbihi elimize alıp binlerce kere okuyarak kırk günlere ulaşmalıyız derdi.

 

           Bende ekliyorum ışık, pozatif ve negatif uçların ampulde bulunan bir ince tele temasıyla yanar ve ışık verir. İnsandaki cüzi irade ve şuur, külli iradenin tek var olduğunu kabulleninceye kadar ya da şahit oluncaya kadar, geçici yanan ışıklardan Rabbine sığınmalıdır. Ve dahi kader inancını o tümel tek olanın iradesine uyarlamalıdır. Nedir onun iradesi, nübüvvet tir.Resulünde açığa çıkan şeriattır, ahlaktır. Din ahlaktır derdi hocam. Ahlaklı insanların yetiştirilmesi için bir tekliftir. Mesela zikir et dedik, zikir etmek nasip olursa, sonuç nasiptedir demektir.'Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz' ayeti buna işarettir. Herkes her yaptığı ile kaderine yürür.

 

           Bazen insanlar soruyorlar, külli irade varsa ve O’nun dediği oluyorsa, biz sorumlu değiliz diyorlar. Hayır dostlarım, Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz ayeti açıkça buyuruyor ki, herkes yaptığı ile kaderine yürür. Allah c.c diledi ve teklif etti, uyanların koruma altına gireceğini açıkça söyledi. Siz hala uymuyor iseniz kabahat sizdedir.

 

            Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece ALLAH senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir. Ve sana ALLAH şanlı bir zaferle yardım eder. (FETİH:1-3)

 

            Kim güzel davranış ve iyilikte bulunup, kendini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku ve hüzün yoktur. Bakara: 112

 

            Bu ayetlerden dahi anlaşılır ki, herkes her yaptığı ile kaderine yürür. Daha önce nimet ten bahsetmiştim. Yine hocamın birkaç sözünü eklemeliyim.
Bu konu ilimlerin sonudur. Tasavvufta maksat bu ilme ulaşmaktır. Bunun için bir ömür vermek gerekir.
Kur'an-ı kerimin ve rasulü kibriyanın anlattıklarıyla yetinmek zamanıdır. Bir makale okuyayım bu ilme sahip olayım yok öyle bir imkan. Akılla olmaz. Gönül devreye girmeli, o da yetmez o sırrı hak edecek safiyete ulaşılmalı. Bu kitaba ancak temiz olanlar yaklaşabilir ayetinin kast ettiği tezkiyeye ulaşmalı. Bu konuda ve her konuda rabbin izin verdiği kadarına ulaşabiliriz. Özümüzdeki esma rabbimiz bize yol göstericimizdir.

 

 

 

KADER

 

Allah’ın dediği her şey sürür

Herkes kendi yaptığıyla kaderine yürür

Yaptıklarımızı O anında görür

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz

 

Bu konu ilimlerin sonudur

Yirmi bir boyutun ilk onudur

Kader eşyanın tabiatında bir konudur

Allah bildirmedikçe siz bilemezsiniz

 

Kuran’a bilinci temiz olanların yaklaştığını bilmeli

Akılla olmaz, gönül devreye girmeli

O’da yetmez, o sırrı hak edecek safiyete ermeli

Allah dilemedikçe siz eremezsiniz

 

Her şer gibi görünende hayır vardır

Sanma sakın yaptığın yanına kardır

Bazı yaptıkların sonsuza dek ardır

Allah istemedikçe siz veremezsiniz.

 

 01-10-07

 

 

 

RIZK İKİDİR

 

Rızk için çalışır insanlar

Fakirlik zordur bilir yaşayanlar

Hele birde harama el uzatmayanlar

Alınlarında secde izi bulunanlar

 

Rızkı helalinden kazanır onlar

Öylelikle Hakkı özlerinde bulurlar

Rızk kazanmanın adı ekmek parasıdır

Helal kazanılmayan ise yüz karasıdır.

 

Rızkınıza ben kefilim dedi yaradan

Harama dalmayan koruma altına girer aradan

Rızkın gelir havadan, sudan ve karadan

Nefsine uymazsan dost, gözükür sana yaradan.

 

Fakirlik bilirim çok zordur

Kendini ve hanesini yakan bir kordur.

Fazlalıklarını atan fakir, hakiki bir derviştir

Benlik kaygısından kurtulmuş, Hakka ermiştir.

 

İlahi hikmetin ne çoktur, maddi ve manevi rızk eylersin

Tüm insanlara ve talip olanlara feda edersin

Bu fakirinde dayanacak hali kalmadı, şerbeti ver artık içsin

Onunla sonsuza dek aşk tarlasında, rızk biçsin.

 

 12-09-07

 

 

             Ahad olan Allah’ın adyla, ve

             O’nun selamı üzerinize olsun,


         Bize öğretilen ve keşiflerimizden anladığımız odur ki rasulü Kibriya miracında, rabbini kendi suretinde gördü. Onun evlatları da aynı tecelliyi ezeli nasipli olanları olarak yaşaya geldiler. O gerçeğe nasipli olanlar devirlerinin kutbul aktabı olarak görev yaparlar. Dünya onların nasiplendiği kadar nasiplenir..Cebrail,  rasuli kibriyanın akıl sıfatıdır. Aklı kül olarak biliyorum.


                Sülukta bir yerlere kadar akılla gidilir. Tevhi veya miraç olarak isimlendirilen o mübarek tecellide aklın ötesine geçilir. Zat nuruyla sıfat nuru birleşir.Kişinin kendisiymiş vehmindeki zat nuru ile rabbi olarak isimlendirilen sıfat nuru bir olur zat nuru sıfat nurunda kendini yok bulur.Görüntüde her ikiside Muhammed tir.Alan kendisi veren kendisidir.
Bu yazdıklarım akıla anlatımdır halbuki aklın bu sırdan nasibinin olmadığı cebrailin oraya geçememesiyle anlatılır.
..             Bence mümine düşen bu sırrı inançla kabullenip namazı bu bilinçle kılmasıdır.Herşeyin doğrusunu allah bilir ve bildirir.

             

             Bize öğretilenler ve yaşadıklarımızla deriz ki, Her peygamberin ve velinin miracı kendine özgüdür. Teferruat açısından hep farklılıklar vardır. Allah cc.hiç bir tecellisini tekrar etmez. İş Muhammet sv leme gelince bilindiği gibi o her alanda zirvedir. Hem yaşadığı tecelliler olarak hem de en veciz anlatımıyla eşsizdir.

           Miraç yada fena fillah o kulun yapacağı görev doğrultusunda ezeli nasibine göre hakkın taktir ettiği ölçülerle gerçekleşen aklın ötesinde bir tecellidir. Rasulü kibriyanın miracının dışında,
anlatılanına rastlamakta nerede ise imkansızdır.


            Veliler ancak öğrencilerine hazırlık mahiyetinde Muhammet sv miracına ek olarak bizimki şöyle gerçekleşti diyerek sen de yaşayabilirsin bu kapıyı kendine kapatma o yüce zatın dışında da miraç yaşanır inşaallah sende yaşarsın demek için çok çok kısa bahs ederler. Onu da gizlemek kaydıyla, söylerler.

Zaten her hilafet döneminde bir kişiye nasip olacak bir olay olduğundan bu tarafı çoğu alimler ce bile bilinmez.

 

              Şu halde çok özel bir durum olan bu konunun umuma teferruatlı anlatımına da ancak okuyanların imanını kuvvetlendirmek maksadı ile tevessül edilir.

             Miraçta kul ile rabbi bir olur. Allah’ın zatı hiç bir şekilde idrak edilemezken rab sıfatı rasulünü mütmain kılmak üzere çok özel bir tecelliyi yaratılanların tümüne rahmet olmak üzere o mertebeye layık kıldığı kuluna lütfeder.

Yorum (1) Yorum yaz! | Etiketler : tasavvuf,din,şiir