Google
Web Sitede
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket
İLETİŞİM: hasanbelek2@hotmail.com ALLAHU EKBER... ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMED Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

ZAT'a/ÖZE/le/ÇAĞRI

ZAT’a /ÖZE /le /ÇAĞRI

Öze /le ÇAĞRI



I.PERDE




Bilesin ki
Allah (cc)
yar ve yardımcın olsun
sıfat ve isimleriyle bilinir
zatı ,bir emirden ibarettir

huzurunda divan dur / eğil
isim ve sıfatlar O’na dayanır
ancak / özdedir
vücut olarak değil

herhangi bir şeyin
varlığıyla dayandığı zat
isim ya da sıfattaki / özdür
özün sıfattan talebi / akıl edip bulsun
zat tabirini kabul eden şey
isterse var / mevcut
ister / Anka olsun


süphan olan
Allah’ın zatı yüce
bir ve tek
kendi nefsiyle kendine yardır
öyle ki
her var ve yok / yalnız onunla vardır

zira o nefsiyle kaimdir
halkı kendi nurundan var etmiş
kimliğinde / özü, isimleri
sıfatları birbirine yar etmiş.

ezelden ebede böyle olunca
O yüce zat;
her surette / suret olup görünmüş
her sıfatta / türlü vasfa bürünmüş.





II.PERDE





sayıya gelmez / kemalleri
hadsizdir / hudutsuzdur
kendi kendine / bürünmüş, perdelenmiş

cüz akıl, küll’ü idrak edemez.
bil ki / bu konuda idrak,
idraksizliği idraktir.
öze miraç olmadan
kul celali bilemez
kemali / kemal bilir


anla ki / Allah’ü tealanın zatı
örtülü / âlemlere perdeli
tekliğinden ibarettir / deriz.
O sultan, aziz olan zat’a
imanı /göz görmeden ederiz

şeyin bilinmesi
anlaşılmasıyla olur
anlaşılmak olunca gaye
şey şeyi münasip,dengiyle
yahut ,kamil zıddıyla bulur.

vayy, böyle iken iş
ne kalır kulun eline
zıt yok ki, zatına denk
kıyas edip, biline

her kuş bu meydanda ötemez
dinleyen hem
izinle
söz söyleyen susar.
fehimler teslim olur / diz çöker.
davalara girişmez
ilim süphan Allaha
zati yönden ilişmez.



III. PERDE





bu böyledir dedi
lütfedip
mukaddes kuş
ve
uçtu yüceler yücesi zat derinliğine

bütünde eksiksiz yüzüp /gezdi.
kainatta kayboldu / göçtü
her zerre’de ve kül’de
müsavi hakikati bulmakla,
ayan beyan açık halde olmakla
isim ve sıfatta araladı perdeyi

bildirdi ki
mutlak / bir vücut gerekli.
ancak
zatiyle asla bilinmez
olsa da olur
olmasa da denilmez.

basiret dediğin şu iş
tendeki bu gözedir
bir yitirilmiş varsa / yar
O’na değil
Bizedir





IV. PERDE



duymalısın ey nefsim
Kur’an sana seslendi
cennet ,cehennem / sende
bütün aleme halife sen
duy /duy çağrıyı lütfen
sensin muhatap dendi

maksat sensin
ya sin


Alanya /007
HACI ALİ BAYRAM

Yorum (0) Yorum yaz!

SIFATULLAH

SIFATULLAH

Sıfat





I.


bilesin ki;
azizim
sıfat
şeyin kimliğini
niteliğini / niceliğini
açık / kapalı bildirendir

şeye, fehimde şekil veren
vehimde toparlayan / belirten
karanlığa ışık tutan
akıl adıyla bilinene
yakınlık kazandıran
sıfattır / isimdir deriz
uzun / uzun ki
eksik kalmasın, kavransın
algılansın
yerli yerine otursun
yitirilmesin, zayi olmasın






II.


çünkü
Allahu teala
ve her var
ancak ve ancak
isim ve sıfatlarla sezilir
zatı
özün,özünde;saklı
yetmiş iki bin perde ile örtülmüş
kim hayatı kolay sanır,aldanır
bunun için verilmiş, ömür dediğin
öğrenilir,yaşanır
tefekkür edilir, köşe bucak gezilir




demem o ki
azizim
sıfatların adeti böyledir

tıpkı isim gibi
kendisiyle sıfat alana bağlıdır
nasıl ki sen / ben,biz
vasfımız dışında sıfatlanamayız
diriyiz,tekiz ,biriz,görür,işitiriz
‘biz size şah damarınızdan daha yakınız.’
buyuran
O, yüceler yücesi zat dahi öyledir

iki şey ki
aynı sıfatlarla tanımlandı
o iki şey, özde,bir şeydir

değişik görünür ilk bakışta
içeri gir bak, aynıdır
çokluk cilvedir, yansımadır
sayılar gibi, kitap gibi
tab ettikçe, kopyalanır
çoğalır




III.


tahkik ehli
dediler ki
isim ve sıfatlar ilkin ikiye ayrılır
zatına bağlı isimler ve sıfatlar
sıfatına bağlı sıfatlar ve adlar
ahat,vahit, fert
samet,azim,batın,malik
vb. öze bağlananlar
cemal,celal,zahir,halik
ve benzeri, dışa yansıyanlar

yine
bir kısım alim
Allah zatıyla bilinir
sıfatları ile bilinemez
zatı tek
sıfatları sınırsız
dediler
‘’bir kimse ki;nefsini bildi
gerçekten rabbini bilen o oldu’’
hadislerle delil getirdiler

bir kısım,tam zıddını söyledi
zatını idrake yol yoktur
idrak,bir şeyi kapsamaksa
hakk’ı idrak na mümkün
kulun payına düşen
idrak
’idraksizliği idraktir.’’




amma !
biliriz ki
Allah: camiundur
bütün zıtları cem eder

öyleyse
deriz ki
İkisi de doğrudur

O, yüce zat
yüceliğinin icabı
ne zati yönden / ne sıfati cihetten
kamilen idrak edilir
değildir


kula düşen
kendini bilmektir
cehlini itiraf etmektir

emirlere uymak
yasaklardan sakınmak
müslüman olarak yaşamaktır

cenneti temenni etmek
cehennemden sakınmaktır

buyuruldu ki
‘bilinmez bir hazine idim
bilinmek istedim
insanı yarattım’
görevimiz bildirdiği kadar,bilmektir

yine buyuruldu
‘ Onun zatını değil
isim ve sıfatlarını tefekkür edin.’
Tefekkür/ ibadettir




IV.


bilesin ki
O,yüce zat
Yakınlıkta,ezelde ve ebedde
kendisinden hep razıdır

cehennem melekleri
daima hamd ve şükürde
gıdaları ateştir

insana cehennem olan
cennettir / zebaniye
kargalara tezeklik
cennet
gülistan, bülbüllere

‘ insan yaratıldı da başıboş bırakıldı mı sanırsın
biz herkesi ensesinden yakalamışızdır.’

‘bu dünyada kör olan ötede de kördür’
rabbim kör kullarını,dilersen kör tut
dilersen gördür



rabbim
isim ve sıfatlarını bilmeyi
layıkıyla hamd ve şükrü
düzenli dua etmeyi
sakınmayı,sevmeyi
yalnız ve yalnız
senden istemeyi
bu fakire nasip et
sen; işiten
gören / gözeten
ihtiyaçları ölçüyle verensin
amin


V.


duymalısın ey nefsim
kur’an sana seslendi
cennet, cehennem / sende
bütün âleme halife sen
duy /duy çağrıyı lütfen
sensin muhatap dendi

maksat sensin
ya sin


Alanya /007

HACI ALİ BAYRAM

Yorum (0) Yorum yaz!

Manevi Yolculuk ve ÖZÜN ÖZÜNÜN SIRRI

MANEVİ YOLCULUK



SÜLUK-SEFER
MANEVİ YOLCULUK



Bütün bu yazdıklarımız manevi bir eğitimden geçmek suretiyle, emek verilerek elde edilecek mertebeleri anlatıyor.Pekiyi,ben de kendimi geliştirmek suretiyle Allah’a yakın olmak istiyorum, dünyamı ve ahiretimi kazanmak istiyorum diyen bir kişi hangi çabaları gösterip,nasıl bir yol izleyerek başarabilir?.
Bilesin ki;
Azizim şimdi anlatacağımız bölüm bunun içindir.
Allah yar ve yardımcın olsun;
Bu iş, bir insan için en büyük ideal ve kurtuluştur. Allah ve resulünün dostluğunu kazanmak; doğal olarak yüksek karakter ve üstün bir çaba gerektirir. Herkesin karı değildir. Çünkü
Bu yolculuğun önü sonu yoktur.
Bir kürenin dışından merkezine,aynı uzaklıkta sayısız doğruyla ulaşabilirsiniz.Gerçeğe ulaşmanın yolu sayısızdır.Bu nedenle bütün dinler ve mezheplerle tarikatlar, kendilerinin en iyi ve en kısa yol olduklarını iddia ederler..

Her yol, ondan ona çıkar. Ancak bir insan, ömrünün 70–80 ortalama yıl olduğunu düşünürseniz, zaman kısa, yol uzundur.
Geçmiş kaynaklardan ve Yüce kitabımız Kuran-ı Kerimden anladığımız odur ki; bize lazım olan İslami metotlar, denenmiş yollardır.
Bu denenmiş yola;
Tasavvuf ehli, YOLCULUK;(süluk,)
Demişlerdir.
Bu yolculuk ana hatlarıyla, üç safhada izah edilebilir.

I…

Bilinmelidir ki;
Her sahsın, Zat-ı İlahide adalet üzere, gerçek bir yeri vardır. Hakk, her yarattığını severek yarattı. Belli bir maksat ve görevle, ihtiyaç duyacağı yeteneklerle var kıldı. Hiç bir fazlalık ve eksiklik olmamak kaydıyla ’El Kamil’ isminin gereği olarak, kudretiyle donattı.

Yaratmak istediği her gerçeği;’’Aklı Evvel’de planladı, programladı, zamandan münezzeh, mekândan arî olarak, kendi kendisiyle kaim kıldı.
Dilediği zamanda bu aleme intikalini sağladı..
Bu intikalde sırasıyla; Nefs-i külli, arş ve kürsiyi aşırdı; tabaka tabaka gökleri devredip ateş küresine indirdi.
……………..Havaya, suya,torağa,bitkiye,hayvana ve en sonunda insana ulaştırdı.
……………..Bütün bu yolculuk sırasında her merhalede meydana getireceği işleri eksiksiz yapacak meleklerini, ihtiyaç duyulduğu anda var ederek, sistemde en ufak bir hataya meyden vermeden,muradını yerine getirdi.
O Halık ve Kadirdir.
Bütün bu anlatımlardan, yaratılanın yaratandan ayrı bir yolculuğu olduğunu düşünmemelisin.
Zat kendisi, sıfat kendisi..
O var, başka bir şey yok…bilmelisin………….
…………Özetle;
O;
kendinden kendine tecelli etmektedir..
Günümüz biliminden ifadeler kullanırsak şöyle diyebiliriz:
………………Ezeli olan; Hakkın öz varlığına,Nur,Öz
enerji diyebilirsin. Bu öz enerjiden yaratmanın ilk kademesi olarak melekler yaratıldı. Melekler madde ötesi Nur varlıklardır.

Bir kademe genleşen öz enerji,
Nar olarak isimlendirilen bir alt enerjiye dönüştü.
Cinler bu makamda yaratılmıştır.

Bildiğimiz ateş ile nur arası bir makam, burası. Kur’an-ı Kerim’de dumansız ateş olarak tanımlanan bir enerji türü. Burda hız, ışık hızı mertebesinde olmasına rağmen, yanan veya yakan bir şey değil. Bilimsel terimlerle boğmanın bir yararı yok. Ayrıca konumuzun anlaşılması için daha fazla anlatıma gerekte yok. Daha ileri fikir edinmek isteyenler için, kuantum fiziği ile ilgili kaynaklardan yararlanmak mümkündür. Eski kaynakların dili ile günümüzün dili arasındaki farklılıktan dolayı bir takım anlaşmazlıkların olması da doğal sayılmalı.

Bu enerji, yaratmanın bir kademe daha ötelenirken, Öz’den uzağa atılırken seyrekleşti ve bildiğimiz ateş konumuna geldi. Bundan önceki enerji için çeşitli ışınları;
Radyo dalgası ve benzeri dalgaları, radyasyonu tahayyül edebilirsin.
Sonrası; ateşin ayrıştırdığı, şekilden şekle intikal ettirdiği, madde alem ki;,
Yaratılmanın ilk safhası olan bu safhada, âlemlerin ihtiyacı olan enerji maddeye hapsedildi.
Sonra;
Azizim; akılca daha kolay kavranılabilen, bu âlem için;
Batın-Zahire zuhur etti; denilir.
Fizik âlem için…
Şu anda da aynı şekilde, yaratma devam edip durmaktadır. Örneğin; insan kur’anda anlatıldığı gibi: topraktan yaratılmaya devam etmektedir.

Âlemler, baştan sona;
‘’Allah yerlerin ve göklerin nurudur. İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.’’
Ayetinde anlatıldığı üzere bilinir.

Madde âleminin adı ESFEL-İ SAFİLİN dir.
Böylece Allah’ın nuru(öz enerji ile) aramıza yetmiş İki bin perde girmiş oldu.
Düşe kalka;
Bu mertebeye kadar gelen, hissettiğimiz, bilebildiğimiz varlığın bulunduğu bu makamın bir adı da’’ Aklı Kül ‘’dür. Yine bazı kaynaklarda ALA-İ İLLİYİN olarak geçer.

‘’Biz insanı,en güzel şekilde yarattık.Sonra esfel-i safiline indirdik.’’(93 / 4-5 )

Anlatılan bu mertebelerin hepsi;
Allah nurunun, insanlık mertebesine varıncaya kadar geçen birinci yolculuğudur. İlk merhaleleridir.
Geldiğimiz her merhalenin tecellilerini bünyemizde taşır halde, tam, kâmil bir vasıfta yaratıldık.
Üst üste yedi bedenle var edildik;

Ruh beden*,
nefis beden*,
melek beden*,
cin beden*,
enerji beden*,
nur beden*
biyolojik (fizik) beden*...

Ayrıca fizik bedeni oluşturan, dört ana unsuru bu sayıya ilave edersek, beden sayısını on bire çıkarabiliriz.
Hava*,ateş*,su* ve Toprak*.Bunlara;
Katı, sıvı, gaz ve enerji de diyebilirsin.
Evrenin, hakikat âlemi ve ahiret âlemi olarak yirmi bir boyut olduğu keşif sahiplerince biliniyor.
On boyut ahirete, on boyut dünyaya ait;
İkisinin tam ortası, sınır bir yarı madde, yarı mana boyut var ki hem yaratılmanın olup durduğunun ispatı, hem iki âlem arası geçiş kapısıdır. İki âlemin, her iki yandan da onbirinci boyutu olan bu ara boyutla ayrılmış olduğu ehlince bilinmektedir.
Bu taraf YASİN,
öbür taraf TAHA dır.

Bu (Araf)sınırın, Leptokuarklardan oluştuğu günümüzde birçok entelektüelce biliniyor. Öbür âlemden kastımız mana âlemi, bu âlemden kastımız madde âlemidir. İkisine birlikte Cem âlemi tabiri kullanılır.

İnsan, geldiği ve döneceği yeri anlamadan yola çıkarsa CEM ÂLEMİ, bütünü anlamaktan uzak kalır.
Cem âlemini bulmadan bu dünyadan ayrılmak, ahiretteki bazı nimetlere karşı ebedi mahrumiyet olacaktır.
Tasavvuf;
Âlemleri beyin laboratuarında anlama bilimi olarak tanımlanabilir. Araştırma (tahkik )sonuçlarını keşiflerle sağlamasını yapa yapa ilerler.

Aynen maddi ilimlerde olduğu gibi halka sonuçları bildirir.
İnceleme araştırma safhaları halkı sıkacağından, bahsini etmez. Bazı şeylerin izahı da yasaktır. Çünkü burada seçici unsur imandır. Bilgi değil. Bu yolculuğu yapmayanlar doğası gereği:

‘’Onlar,hayvan sürüleri gibidir;belki daha şaşkın..’’( 7 / 179)
Ayetinin muhatabıdırlar. Meğerki Allah kitabına inanmış; kitabın çağırdığı yolda gayret edip mesafe kat etmiş olsunlar.



SEFER-YOLCULUK II.



Bunun için:
____Müşahede ve terbiye, eğitim seferi…
Tabiri kullanılır.
Bu ikinci seferde her türlü eğitimin ve eğiticinin yanı sıra, öncelikle kur’an’ın emrettiği farzlar ve resulünün sünnetlerini yerine getirirken; KAMİL BİR MÜRŞİDE intisap ederek, AKLI MAAŞ olan bu âlemden, AKL-I KÜLL’E uçmak ve manevi bir yolculuğa çıkmak gerekir. Ki;
Buna;
HAKİKAT-I MUHAMMED-İ ye yolculuk.
Denir.

Daha önce, o yolun yolcusu olmuş, maksada ulaşmış pirlerin himmeti ve gayreti ile akl-ı küll’e ulaşmak gerekir.
Bu çok özel bir vuslattır.
Yaratılış nedenimizdir.
Miraçtır. Tevhittir.

Yukarıda anlatıldığı üzere insan, yaratılıncaya kadar, kendini meydana getiren merhalelerden birer birer geçerken, bu günkü konumunu kazanıncaya kadar, uğradığı her şeyden bir renk almıştır. Her bir sıfattan iyi huylar edindiği kadar yaramaz şeylere de maruz kalmıştır. Anne ve babasından, yolculuğuna mani huyları irsen devralması gibi
Bu yüzden;
___’’Onlar hayvan sürüleri gibidir; belki daha da şaşkın…’ (7 /179 )
Ayet-i kerimesiyle anlatılan zümreye dâhil olunmuştur.

İşte Mürşidi kâmile (akl-ı küle ermiş bir eğiticiye) ulaşınca, o yaramaz karakterlerden ve yanlış inançlardan kurtulur. Bunlara kalbi hastalıklar da denir.
Esasen bu anlattığımız şekilde temizlenmeden, asla akl-ı külle ulaşılamaz.
Sıradan insanlar için, tabi olacağı bir şefaatçinin korumasından başka yol yoktur.
Dinlerin işlevi de budur.
Çalışıp öğrenerek, müşahede makamına ulaşamayan büyük kitleleri, kurtuluşa erdirmektir. İnsanların içinden seçkin olanları hemcinslerine şefaatçi yapacak eğitimleri vererek, insanlığın devamını sağlamaktır.
Âdem aleyhisselamdan beri bu böyledir.
Her devirde tevhide ulaşmış bir zata bağlı olarak hayat devam etmektedir.
Kendi hallerine kalsalar o çok güvendikleri akl-ı maaşları ile hayvanlardan bile aşağı derekelere düşer, kendilerini mahviyete sürüklerlerdi.

Bir salik,
Akl-ı küll’ü bulmadıkça, hak ehlince yetişkin sayılmaz.
Yetişkin olabilmek için önce velayet makamının ilk basamağı olan akl-ı küll’e ulaşması gerekir.

‘’Delile erenler, has bilgi alırlar
Delili olmayanlar çirkin kalırlar.’’

Akl-ı küll’ün bir adı da Hakikat-ı Muhammediyedir.
O; ‘’Allah ilk önce aklımı yarattı ‘’buyurmuştur. Salik bu makamda renksiz olur. Birliği, vahdeti bulur.

‘ Renksiz, rengi de esir eder;
Musa, Musa ile cenk eder.’
Renksiz olunca hoş yol bulur;
Musa –Firavunla dost olur.’’

Bu makamda Salikin aklı;
Aklı küll’ü;
Nefsi; Nefs-i küll’ü bulur, bütünlenir.
Ruhu; mukaddes ruh olur.

Bu makama;
Firkatten sonra vuslat,
ayrılıktan sonra birleşme..
Denir.
Burası Hakk’a meczup olanların makamıdır. Hayretin doruk noktasıdır. Birçokları bu makamda takılıp kalır. Bu yolda rehberi olmayanlar sapıtır, hakikate tam vakıf olamazlar.
Bir başkasını kemale erdiremezler.
Kendilerinden kerametler zuhur ederse de itibar edilmez. Şer-i şerife uygun bir hayatları olamaz.

Varlık zerresini ummana atmış, dağılmışlardır. Artık ne kendilerinden, ne varlıktan haberdar değillerdir. Bu yüzden şer-i emirlerle herhangi bir kayda giremezler.
Bunlar kendi başına hareket ederek bir şeyler elde etmek isteyenlerle, acemi rehberlerin kurbanı olanlardır.

………….Velidirler.ancak, amaca ulaşamamış,muratlarına erememiş,hemcinslerine hizmetten mahrum olmuşlardır.

III. sefer-yolculuk

Bu yolculuk hakk’ı bulduktan sonra geri dönüş yolculuğudur.Yani Hakk’tan halk’a yolculuk..Birlik halinden ayrılık haline dönüştür.Bu yolun yolcuları,irşat veya hizmet için halk içine geri dönerler.Kutsi makamın sahibi olmuşken,manevi bir tenezzülle,beşeriyet kisvesine bürünerek,halk arasına karışırlar.

‘Ben de sizin gibi bir beşerim.’’

Sırrının ifade ettiği makama tenezzül ederler.
Bir beşer ne yaparsa, nasıl yaşarsa onu yapar ve yaşarlar. Görünüşte senden benden bir farkları yoktur.
Sıfatta kalanlar;
İfrat ve tefritten uzak durarak halkı, ihtiyaçları ve yeteneklerinin gereğini göz önünde bulundurarak irşat ederler. Zat evliyası ise kendini gizler ve o çağın gereklerine göre ihtiyaçları tecelli ettirir. Eğer nefsine hizmet etmez, celala müptela olmaz ise o zatı zamanında insanlık ilerler, gelişir, mesrur olurlar. Rızık darlığı çekilmez, asayiş berkemal olur. Yok, eğer kendi yetki ve sorumluluğunun farkına varamazsa o zaman bekle kıyameti. Kıyametin ne zaman kopacağının sorulası üzerine; Resulü kibriya: Emanet ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyin’,cevabını vermiştir.Bundan anlaşılması gereken zamanın zatının ehil olup olmadığıdır.O ehil ise zahirde her şey yerli yerinde olacaktır.O kendini tam idrak halinde değil ise zamanı bütün müminler için zor geçer.Celal sıfatı her şeyi mahviyete sürüklemek ister.Onun yani celalın işi kontrolsüz kalması halinde varlığı yokluğa götürmektir.
Celal ateştir, kontrolden çıkarsa ihtiyacı tükeninceye kadar yanmak ve yakmak tabiatı gereğidir. Tarihte öyle zatlar gelmiş geçmiş ve izlerini tarihler kaydetmiştir. Bazıları cemale geçerek yıktıklarını tamir etmişler, bazıları ise celalın kendilerine vurduğu darbeler nedeniyle şehit olmuşlardır.
Yerlerine gelenler onların yıkımlarını tamirle iştigal etmek zorunda kalmışlardır. Celalın hükmü geçicidir. Asıl olan, baki kalan cemaldir. Yıkım ne kadar uzun sürerse sürsün, sonunda barış ve hayat kaim olacaktır. Kıyamet müstesna. Zat evliyaları yerlerine kâmil vekiller bıraktığı sürece hayat devam edecektir.
Azizim;
Bu iş senin abesine gitse de böyledir. İnkâr yerine anlamaya gayret et. Her işte hidayet Allahtandır. Her şeyin doğrusunu allah bilir. Bu işte nasibin varsa Allah yardım edecektir.

Yoksa Allah selametini başka alanlardan verir. Sonuçta Allah’ın dediği olur.
Bu mertebeye erenler, iffet ve istikamet sahibi olurlar.
Şeriata zahiren uyarlar.
Ancak nafile ibadetlerden geçerler. Artık ibadetleri aşk derecesinde değil, muhabbet makamındadır. İbadetlerinde sünnet ve nafilelere ayırdıkları zamanlarını, ilhamla bildirilen alanlara kaydırırlar. Zahiren ibadetleri azalmış gibi görünür, ancak görevleri eskisinden daha fazla ve karmaşıktır.
Hem kesreti hem vahdeti aynı anda yaşarlar.
Dış âlemleri halka yakın, iç âlemleri ise hakka yapışıktır.
Bu makamda, halktan bazılarınca kınandıkları olur. Zira halk, zahirde kimin ibadeti çoksa onu kâmil bilir. Yani; kimilerince anlaşılmaz olurlar. Halk anlayışına göre davrananları veli olarak bağrına basar, anlayamadıklarını deli der terk ederler. Eğer fazla üstlerine gidersen din ve Allah adına katlederler. Peygamber veli seçmeden tarih boyu nice Allah dostunu katletmişlerdir.

Hâsılı;
Kamil olanı, yine kâmil olanlar anlar.
Bu daire, cem âleminden sonra meydana gelen fark dairesidir.

Hz. Ali kerremallahü veçhe bu makamı şöyle anlattı:

_____’Cem âlemi olmadan fark, şirk;
Cem âleminden sonra fark olmazsa; zındıklık;
Cem’i, fark’ı bir bulmak; tevhit sayılır.’

Burda anlatılmak istenen;
Birlik âlemine terakki ederek hiçlik sırrına ermeden şirkten kurtulmak mümkün değildir.
Cem âlemine erdikten sonra farkları gözetmeden hüküm yürütmek zındıklıktır.
Hiçlik ile varlığı bir bilmek tevhittir.

Tevhitte teşbih ve tenzih bir aradadır.
Her şey O’dur, hiçbir şey O değildir; şeklinde ifade edilebilir; anlayışında yaşamaktır.

…………..Tevhide ulaşmış olan kamil zatın yeniden fark makamına inişi terakki sayılır.Bu makama erince nefsine arif olur.Kendini bilir.Esas varlıktaki yerini tam bilmesinden;
Hususi bir itikada bağlanıp kalmaz.
İhtiyaca göre rabbin bütün sıfatlarında ve esmalarında tasarruf eder.
Ölçüsü kur’andaki muhkem ayetlerdir.
Muhammedi hakikatin gerektirdiği hizmeti yerine getirir.
…………Şeyh Iraki’nin şöyle dediği kaydedilmiştir.
____Hakk teala cümle eşyayı, zatının aynı kıldı.
Sebebi hikmeti ise hiçbir şekilde kendinden gayrına ibadet olunmaya.
Başkası sevilmeye.
İlahi gayret (kıskançlık)bunu gerektirir.
Bu nedenle kim Allah’ı hatırlamadan, rızasını gözetmeden bir şeyi severse o sevginin arasına bizzat Allah’ın zatı girer ve ayrılığa, acı çekmeye sebep olur.
Bunun farkına varan atalarımız ‘ Çok sevi tez ayrılık getirir’ demişlerdir.

‘Gayreti, yabancı koymadı Hakk’ın;
Şüphesiz ki O,aynı oldu Halkın ‘

Burada kast edilenin Kur’andaki karşılığı;
‘ Rabbin hükmü şu ki; Kendisinden gayrına kulluk etmeyesiniz.’(17 /23 ) ayetidir.

Peygamberin şahsında bize telkin edilen;
Sevgide, senada, ondan başkasını bilmeyesin, görmeyesin, itaat etmeyesin. Zaten bunun aksi mümkün değildir. Neye taparsanız tapının sonuç ona varır.
Buradan çıkan sonuç; cümle varlığın hakk olduğunu bilmek ve ona göre yaşamaktır.
İrfan sahibi bu hususta;
‘Bir zerrecik yerinden kayıp oynasa;
Âlem harap olurdu, baştan ayağa’
Şeklinde ifade ederken;
Kuantum fiziği sonunda ‘Büyük patlama ile )Âlemin yoktan var edildiğini ispatlayan bilim adamları:
‘Bütün evren Madde ve Anti madde ile tıka basa doludur,
Evrenden bir atom çekilmiş olsa, koca evren o bir noktadan kendi içine çöker:’demektedirler.
Peygamberimiz de bin beş yüz sene önce;
‘Âlemler tıka basa Allah’ın melekleri ile doludur demiştir. Bir melek işini yapmasa bütün âlemler yok olurdu.’İfade farklı olsa da mananın aynı olduğu açıktır.

İmam-ı rabbani hz. bir dörtlüğünde şöyle demiştir.

‘Hakk kulundan intikamını yine kul ile alır;
Bilmeyen ilm-i ledünü anı kul yaptı sanır.
Cümle eşya Halık’ındır, kul eliyle işlenir;
Emr-i Bari olmayınca sanma bir çöp deprenir.’

Bu manada Kur’andan;
‘Her ne yana dönerseniz, hakk’ın yüzü o yandadır’(3/115 )
Ayetini de anmakta fayda vardır.
Yine;
‘Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, Hakk onu ensesinden tutmuş olmasın…’(12 / 6 ) ayetini hatırlamak yeterlidir.

***
Her varlık hakk’ın bir veya birkaç isminin belirgin tasarrufu altında bulunur.
Bu isimler onun rabbi (terbiye edici )sıfatlarıdır. Nefis dediğimiz kavram bu sıfatların ortak bileşkesidir. Hakk’ı kâmilen sadece bu yetenek ve huylarımızın bize dikte ettiği pencereden görmeye programlıyızdır. Halbu ki bu doğru olmakla beraber, eksik bir bakış açısıdır.
Biz Eşrefi mahlûkat olarak bütünü kavramakla mükellef olduğumuzdan, geri planda kalan isim ve sıfatları da geliştirmek zorundayız. İşte din ve ibadet, zikir bunun içindir. Anlayışımızı, kazanımlarımızı artırmak için pasif kalmış yanlarımızı, Allah’ın o manaya gelen isimlerini sürekli okumak suretiyle tecelli ettirmemiz, bilinç üstüne çıkarmamız gerekir.
Yani tasavvufi eğitim herkes için bir zorunluluktur.
Hafızası zayıf bir öğrenci küçük yaşta Hafızün ismini okuyarak kendini geliştirebilir. Keza; matematikten kendini yetersiz gören de enel hasibün ismini okumak suretiyle beyninin o bölümünü açarak kullanmaya başlayabilir.
Doktorlar enel şafiün, bilimle uğraşan enel mucidün, hâkim ve savcılarla avukatlar enel adilün, enel hakimün esmasından yararlanır.
Hastalar enel şafiün okumak suretiyle ümmin sistemlerini devreye sokarak şifa bulabilirler. Bir insanın genlerinde onu hasta etmeye yetecek alt yapı hazır olduğu gibi, şifaya kavuşturacak unsurlar da mevcuttur.
Kuran’ı kerimi duvara asmanın bir faydası olamaz. Ölmüşlerin ruhunu şad etmek için de gelmemiştir.

Her insan belli bir esma gurubunun tasarrufu altındadır.
Bu esma guruplarının hepside Hakk’ın isimleri olduğundan, onun yolu kendi açısından doğru yoldur. Kendisini yönetip yönlendiren kaderinden dolayı kınamak haksızlıktır. O kişiye eğitici bir mantıkla yaklaşmak ve hakk’ın diğer esmalarını talim ettirmekten başka yol yoktur. Yayın doğruluğu eğrilinden anlaşılır. Her kulu üstün yeteneklerinden yararlanmak varken, kınamak büyük hatadır. Kur’anda sırat-ı müstakim, hem toplumsal ortak paydayı, hem insanın sağlıklı fert olabilmesinin şartlarını, hem de ferden kendi doğrusuda yaşamasının gereklerini hatırlatacak şekilde kullanılmıştır.

 

 

ÖZÜN ÖZÜ ve SIRRIN SIRRI





……………Hazreti Şeyhin Fütühat-ı Mekkiyye’sinde anlatmak istediği husustan bir tanesi şudur:
_ İrfan sahibi, eğer kendi özündeki gerçeği anlasaydı; belli bir itikada bağlanıp kalmazdı.
Şöyle ki; Bir irfan sahibi, zatındaki varlığın mahiyetini tam manasıyla anlamış olsa,belli bir inanç içinde kısılıp kalmaz,iman çerçevesini daraltmazdı.Bir heyula gibi olur;kendisine eğiticisi tarafından hangi şekil verilirse,kabul ederdi.
Cümle itikatların özüne vakıf olup, kabuğa değil öze itibar ederdi. O itikatların dışta giyindiği kisvelere takılıp kalmadan bizzat aslına ererek her yüzden gerçeği müşahede eder, arifi billâh olurdu.

‘Tecelliyatı Hüda iledir, her iki cihan;
Arif ol Hakka nazar eyle, dilediğin yandan.’

HER ŞEYDE SEN VARSIN
Ilgın-1993

Ağaçta, çiçekte, kuşta sen varsın.
İlkbaharda, yazda, kışta sen varsın.
Yediğim ekmekte, aşta sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yar olan yok.



Akşamda, sabahta, tanda sen varsın.
Sokakta, otelde, handa sen varsın.
Kemikte, ilikte, kanda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yâr olan yok.


Varlıkta, yoklukta, zayda sen varsın.
Dünyada güneşte, ayda sen varsın.
Cilvede, cümbüşte, cayda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yâr olan yok.


Melekte, şeytanda, cinde sen varsın.
Bitkide, hayvanda, inde sen varsın.
Günahta, sevapta, dinde sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yâr olan yok.


Sevdiğim her şeyde, nûrda sen varsın.
Yerdiğim şeylerde, nârda sen varsın.
Annede babada, yârda sen varsın.
Senden gayrı âlemde var olan yok;
Senden gayrı gönlüme yâr olan yok
*****

Bu hal bir hadis-i şerifte şöyle anlatılır:

—Cennetlik kimseler, makamlarına kavuştukları zaman; Yüce hakk, azametini ve kibriyasını gizleyen perdeyi aralar ve:
---Ben sizin Yüceler Yücesi Rabbinizim;
Buyurur.
Bir çoğuna Hakkın bu tecellisi, olmaz iş gibi gelir; inkâr ederler.
----Haşa ki sen bize Rab olasın !!!
Derler.
O anda tecelli üç defa değişir. Her defasında onlar, yine inkâr ederler. Sonra, Yüce Hakk onlara:
----Rabbinize dair aranızda bir işaret var mı ?.
Diye hitap eder.
----Evet var.
Cevabını hep bir ağızdan verirler.
Artık o andan itibaren; herkese zannı, itikadı, anlayışı nispetinde ayrı ayrı tecelli olur. Bu tecelli sonunda:
----Sen bizim Yüceler Yücesi Rabbimizsin.
Deyip cümlesi kabul ederler.

Bu müşahede için hazreti Rasulullah şu hadisi şerifi irat etmişlerdir.

---‘’Siz Rabbinize mehtaba bakar gibi, bakıp seyre dalacaksınız.’’
……………Hal böyle iken;dünyada iken hakkı müşahede eden ehli irfan,yüce Hakkı ilk tecellide tasdik ederler.Çünkü onlar,cümle itikadı benimsemiş; her tecelliye yetenek kazanmışlardır.

DIŞARIDA ARAMA BENİ
Ilgın -1994
En uçlarda, her yaprakta ben varım;
En uç benim, yaprak benim, dal benim.
Havada, toprakta, suda ben varım;
Evvel benim, ahir benim, hâl benim.


Düşülecek her oyukta ben varım,
Üşünecek her soğukta ben varım,
Sığındığın her koğukta ben varım,
Hem düşen, üşüyen, sığınan benim.


Başlarda, yazmada al nakış benim,
Sevenler arası ilk bakış benim,
Gönülden gönüle o akış benim,
Hem yazma, hem bakan, hem akan benim.


Kulda ayıplama, karama beni,
İlaç edin sürün yarama beni,
Nefsinden dışarda arama beni,
Hem kullar, hem ilaç, her nefis benim.


Doksandokuz boncuk ile diz beni,
Üçer beşer zikir eyle gez beni,
Gece gündüz fikir eyle sez beni,
Esma benim, sıfat benim, zât benim.

‘Burda her kim görür yarin
Görecek onlardır yarın
Orada ne anlar sevgiliden
Olanlar burada körlerden.’

Hazreti kuranda şöyle buyuruldu:
___’Bu alemde kör olan, öbür alemde dahi kör olur.’(17 / 72)

*****
Bu âleme gelmekteki gayeyi şu kutsi hadis, bize anlatır.
___’’küntü kenzi mahfi…..Bilinmez bir hazine idim,bilinmek istedim;alemleri yarattım:’
Bu emir böyle, ancak hakkı bilmek kolay iş değildir. Ta ki kişi nefsine arif ola:
___ ‘Nefsini bilen, Rabbini bilir’ Hadisi bu sırrı ifşa eder.



CANDAN İÇRE
Ilgın- 1994

Sûre misin, ayet misin hat mısın?
İsim misin, sıfat mısın, zat mısın?
Cahillere söylemezsin, tat mısın?
Bilmek için, hazan olup solduğum,
Candan içre, can içinde bulduğum.

Yokuş musun, düzlük müsün, çöl müsün?
Pınar mısın, ırmak mısın, göl müsün?
Sevda mısın, bülbül müsün, gül müsün?
Görmek için, hazan olup solduğum;
Candan içre, can içinde bulduğum.


Nere baksam her gördüğüm sen misin?
Ruhum musun, nefsim misin, ten misin?
Yoksa bende, ben dediğim, ben misin?
Olmak için, hazan olup solduğum;
Candan içre, can içinde bulduğum.


Meğer kula, can olan can, sen misin?
Sevenlere canan olan, sen misin?
Hem bulunan, hemi bulan, sen misin?
Bulmak için, hazan olup solduğum;
Candan içre, can içinde bulduğum

*********

…………….Aksi dahi böyledir. Ehli ne demek istediğimizi anlar. Bu hadis-i şerife havas ve avamdan birçokları, akılları yettiği kadar, mana vermişlerdir. Havas katında verilen manaya göre bunun yedi mertebesi vardır.aşağıda bu yedi mertebe anlatılacaktır.


KENDİNİ BİLMEK


I.
Bir kimse, kendi cisminde, cesedinde olan cüzi ruhu anlarsa;

Ki buna:
___Konuşan nefis… Tabir edilir. Bu; ilk mertebedir.
Bu makama terakki adı verilir.
Vahdet ehline göre, nefis, kalp, ruh, akıl, sır hep birden, tek şeydir. Ancak değişik şekiller aldıkça, ayrı ayrı itibar edilir; farklı isimle isimlendirilir.

O konuşan nefsin cismi ve canı yoktur. Cesedin hem içinde ve hem dışında bir yönetici, tasarruf edicidir. Ne mekânı ve ne nişanı vardır. Hiç bir özel yere sahip olmadan, nereye parmak basılsa külli olarak orada vardır. Bölünme parçalanma gibi şeyler onun için düşünülemez.

Şahsın;
Elinde tutan, gözünde bakıp gören, dilinde söyleyen, ayağında yürüyen, kulağında işiten ve cümle duygu ve düşüncesinde tasarruf eden odur.

Bedende bi zatihi tümüyle mevcuttur. Bütün bedeni kuşatmış, ihata etmiş olarak, her şeyden münezzeh ve müberradır. Bedenin herhangi bir azasında eksilme olsa, kesilse, kopsa ona bir eksiklik gelmez. O merkezinde aynen var ve kaimdir. Cesedin cümlesine bir fenalık gelse, ona ne yokluk olur ne zeval. Bunu anlatmak için, hesaba gelmez manalar vardır. Kitabımızın özet olması nedeniyle bu kadarla yetiniyoruz.
CAN ÖLÜR MÜ HİÇ


Bazen makam-ı kulluk kölesi,
Bazen kâinatın efendisi.
Yeterince düşündün mü, nedir,
Ben ben deyip durduğun nefsi.

Gör ki hafıza bandı bilinç,
Yaşlıda da gençteki gibi dinç.
Külli ruh’un cüzü olan bu can,
Ceset öldü diye ölür mü hiç?

Sarayönü -1977


II.
İkinci:kişi için nefsini bilme makamı;

Kişi;ufuklara bakmalı.Yani dışına,afaka….Bütüne…Külli nefse nazar etmeli.Buna;
____Aklı külli,izafi olan külli ruh……….
Denilir. Allahu tealanın halifesidir.

Bu ruh cisim ve cisme bürünmüş değildir. Yerin ve semanın dışında dahi değildir. Bütün mevcudatı kendi nefisleriyle kuşatır; onlarda senin nefsinde bildiğin şekliyle, her nefiste tedbir ve tasarruf eder.
Onun için üstünlüğün en üstünü ile, altın en altı eşittir. Her mertebede zatı ile mevcut olur. Parçalanmaya ve bölünmeye gelmez, bütündür. Gök yıkılsa yer çökse onda herhangi bir şey eksilmez.

İşte o ruha sahip olan zat, afaka nazar ettiği zaman, bu halleri bilirse, ikinci mertebeyi anlamış demektir.


III.
Bu makama yükseliş elde eden için gerekli olan: Cüz’i tabir edilen ruhunu, bu külli ruhta, fani, yok kabul etmek suretiyle, izafi ruhta zinde ola. Yani ruhun külli ruh, aklın külli akıl olduğunu hakkal yakin olarak müşahede ede; sonra:
Cüz’i… deyimleri ata. Her şeyin bütüne ait olduğunu tam anlamıyla idrak ede.

MEĞER TÖVBE GİZLİ ŞİRKMİŞ
Ilgın- 1993


Yıpranan anı defterim, satır/ satır ibret kokar.
Alır gider bilincimi, kaderimi ummana sokar.

Satırlarda mahkum bekler, yıllarca çektiğim ahlar.
Soluk resimlere tutsak, acısı tükenmiş vahlar.

Geçmişteki hatalarım, çaresini bulur muydum.
Acıları çekmeseydim, bugünkü ben olur muydum.

Doğru-yanlış hangisidir, yaşamasam bilemezdim.
Bu yazgı benim yazgım, istesem de silemezdim.

Yaşadığım geçmiş zaman, kesin kader biliyorum.
Hak yazgımın kaleminden, son kez özür diliyorum.

Kül iradenin yanında, cüz irade n’olacakmış.
Tedbirlerde kaderdenmiş, yazılanlar olacakmış.

Hakk’ın ezel kitabında, her işi kul işler imiş.
Cüz irade dedikleri, kül iradenin cüziymiş.

Kader sırrına erince, rıza denizine yettik,
Meğer tövbe gizli şirkmiş, tövbeye de tövbe ettik.
***********


IV.
İnsanın kendini bilmesi .

Sonra insan terakkiye yani bu makamda yükselmeye devam ede; kendi ruhunu izafi ruhta yok olmuş bula.
…………İzafi ruhu ise,cenabı Hakkın zatında mahv olmuş göre.Parçalardan ve bütünden dahi kendisini kurtarmış ola..Bütün işleri cenabı hakkın fiilinde;bütün isim ve sıfatları,hakkın isim ve sıfatlarında,ayrıca bütün zatları da hakkın zatında yok olmuş göre…
………….Bu görüşlerinde sağlam bir inanca ulaşınca,ilm-el yakin tabir edilen,tam müşahede haline erer.

Anlar ve kabul eder ki:
Âlemlerde;
____Ondan başka varlık yoktur.
____Varlık cübbesinde ondan başkası yoktur.

Manalarını da hal edinerek, tadarak yaşar anlar.
Ayrıca:
____’Bugün mülk kimin?Vahit kahhar olan Allah’ın..’’(40 /16)

Ayeti kerimesindeki manaya da anlayış peyda ettikten sonra, dışta Hakk’tan gayri şeylerin mevcut olmadığını irfan yolu ile anlar.

Evet……..
Azizim; Allah yar ve yardımcın olsun…
Anlayış nasip etsin………

Bilesin ki;
Buraya kadar dört kademeyi anlatmış olduk.
Bunlar:
a. enfüsi --- iç varlık
b. afaki ---- dış varlık
c. iç ve dış varlığın bir olduğunun idraki
d. Anlatılanların hepsinin, Yüce Hakkın zatında eriyip yok olması.
V. İnsanın kendini bilmesi.


……………Buraya kadar ulaşmış insan için bu makam öyle bir makamdır ki,şu ana kadar anlatılan dereceleri birleştirip,hepsini bir kabul edip, müşahede etme yeridir.Bu makama erene;
-----İBN’ÜL VAKİT… Denir.

********



VI. İnsanın kendini bilmesinin vı. Mertebesi:

Bu makamı bulan zat, her şeye ayna olur. Bu makamın yolcusu, yolunda zatından başkasını göremez. Her şeyi kendisine bağlı bulur.
Ve…..

___Cübbemin içinde Allahtan gayrı yok; İki cihanda benden başkası olabilir mi?
Der.

Yani: Her şey ona bir ayna, o her şeye bir ayna olur. Belki, ayna, aynadaki boya, yansımanın kendisi ve yansıma dahi kendisi olur. Bundan önce, İBN-ÜL VAKİT MAKAMINDA;
Allahtan gayri mevcut yok diyordu……
Bu makama erdikten sonra:
____Yalnız ‘ BEN ‘varım, der.
Şimdi buna ;
____EB’ÜL VAKİT…….Tabiri kullanılır.


( Bu makama erenlere verilen isim çoktur. İmam-ı zaman***Kut bel aktap***Gavs-ı Azam***VB.)
Biz bu makam için ZAT EVLİYASI ve ZAT tabirini kullanacağız.


DIŞARIDA ARAMA BENİ
Ilgın -1994

En uçlarda, her yaprakta ben varım;
En uç benim, yaprak benim, dal benim.
Havada, toprakta, suda ben varım;
Evvel benim, ahir benim, hâl benim.

Düşülecek her oyukta ben varım,
Üşünecek her soğukta ben varım,
Sığındığın her koğukta ben varım,
Hem düşen, üşüyen, sığınan benim.

Başlarda, yazmada al nakış benim,
Sevenler arası ilk bakış benim,
Gönülden gönüle o akış benim,
Hem yazma, hem bakan, hem akan benim.

Kulda ayıplama, karama beni,
İlaç edin sürün yarama beni,
Nefsinden dışarda arama beni,
Hem kullar, hem ilaç, her nefis benim.

Doksandokuz boncuk ile diz beni,
Üçer beşer zikir eyle gez beni,
Gece gündüz fikir eyle sez beni,
Esma benim, sıfat benim, zât benim.


********************

VII. İnsanın kendisini tanımasında vıı. Makam.

Bu devrede salik, tam bir fena hali ile yokluğa karışır. Sade bir hiçliğe erer.
Bundan sonrası beka içinde bekadır. Artık onun için, hal ve makam lafı edilemez. Orada ne müşahede, ne de marifet kalır.
Buralarda olup bitenin tabir ve izahı mümkün değildir. O sırra ermemişler için orası tam bir yokluk sayılır. Anlaşılır bir makam olmadığından, anlatılmasına da ne imkan vardır ne de gereklilik. Her devirde bir kişi o makamın sahibi olur. O;Birinin Hakka yürümesi durumunda, bir alt makamdan Hakk’ın nasiplisi bir başkası geçer.
………..…Bu makam için
_________MAKAM…
Kelimesi dahi, anlatmak içindir. Zira bu makamın sahibi ne makam, ne de nişan bilir. Ancak zevk ehli tadış yoluyla anlar.
Arif bu makama erince, cem-birlik âlemine geçmiş olur. İNSAN-I KAMİL adıyla ………..Ayrılma gerekirse ilahi bir varlıkla süslenir.
Kendi hakikatini idrak eder; dolayısıyla hakkı anlar. Bundan sonra, zahirde anladığımız itikatların her hangi biriyle bağlanıp kalmaz.
O tam muhtardır.
YAPTIKLARINDAN SORUMLU DEĞİLDİR. Dilerse kendinden önceki zatın şeriatına uyar, dilerse değiştirir.
İslamiyet geldikten sonra yeni bir şeriata gerek olmadığından Kuran’a tabi olur. Eğer Kur’an-ı kerime aykırı hareket ederse nefsine hizmet etmiş olur. Kendisinden sonra gelen zat o durumu yeniden düzeltir. Bu makama gelenlerin kendi hakikatlerine irfan sağlayamayanları dahi olabilir. Ve /veya iptidalarında yapmış oldukları işler nedeniyle şeriattan sapmalar yaşanabilir. Kâmilen kendine irfanı olan zatlar isterlerse durumu yeniden rayına oturturlar.
Bu arada şeriatı Muhammediye ye temelde, özde zarar vermeyen değişimleri de Rasulullahın onayını alarak değiştirirler.
Bunlardan bir örnek vermek gerekirse, Türkiye de medeni hukukun değişmesi gösterilebilir. Ancak ileride bir başka zat gelip ben her şeyi Kuran’a uygun hale getireceğim derse o dahi mümkündür.

Anlatılmak istenen mana budur.
Bir dörtlük;

‘O olmayınca bulamadım yolu hakka
Onunla oldum Hakkla diri, buldum beka.
Kendimi, kendim yitirdim; yine bulsam kendimi,
Hep olursun, hiç edince, kendi kendini’

***********


.ARAYAN BULUR




batın idi çıktı zahire,
hikmet deryasını boylayan var mı?
İlm-i ledün öğretecek mahire,
nasıl ulaşılır soylayan var mı?

beri gel dostum aranan sensin,
gerçeği arıyorsan sen bendensin.
kaç kere üç yüz atmış beşten sonra,
benden öte ben, sen o bensin.

hikmet işi çok zor yapar görürsün,
öyle ki ölmeden önce ölürsün.
eğer ezelden nasibin var ise,
öyle ölürsün ki, suda yürürsün.

sen o kişiysen gör neler oluyor,
için dışın bütün nurla doluyor.
bu âleme O’nu bilmeye geldik,
arayanlar hakk’ı burda buluyor.


denizi taşırır çekilen çile,
sebebi pek çoktur celalde hile.
kimisi yüzüldü kimi biçildi,
evliyalardan hem enbiya bile.


sen o isen Rabbim cesaret versin,
dünya-ahireti hep terk edersin.
hacca giden karınca gibi yürür,
Muhammet yoluna can feda dersin.

bilesin sözümüz latife değil,
insanı her şeye sevk eder meyil.
kişinin içinden uyanan istek,
bazı melektendir bazısı değil.

hangisi melekten nasıl bilecek,
nasipse deryayı aşka girecek.
insanlar doğuştan hataya açık,
hak yolda kalbi o aşk eğitecek.

ham iken pişecek sonra yanacak,
hakktan tecellide nura kanacak.
enel hak burda tevhide ulaşıp,
her saniye kalben hakk’ı anacak.

gayri her dileği kabul görecek,
meleklere emri hep o verecek.
insan-ı kâmildir o bu zamanda,
rabbin emri nurdan güller derecek.

mahlûk artık ondan diler el aman,
kimileri söyler ya gavs-ı azam,
Bir adı da olmuş, kutb-el aktap,
kimi arif der, imam ez zaman.

Ilgın/1993

Artık arif olan anlar ki, gerek enfüs’te, gerekse afakta; tecelli eden tek zat, tek hakikattir.
Başkası yok.
Varlık,
tek varlık,
bir can ve bir tendir.

Gören bir /Görünen bir



‘Hakk kulundan intikamını yine kul ile alır
Bilmeyen İLM-İ LEDÜN’Ü anı kul yaptı sanır
Cümle eşya halikındır kul eliyle işlenir
Emr-i Bari olmayınca sanma bir çöp deprenir’’*****


Hakk için halka her şey söylenmiş;
Ben daha farklı ne söyleyeyim.
Gören bir görünen bir azizim;
Göstermez, göremezsen neyleyim.


Sarayönü /1986


***** imam-ı Rabbani hz.
İlm_i ledün: umuma kapalı, gizli ilim. hikmetullah.
Anı: onu
Halık.: yaratan, Allah’ın ismi
Emr-i bari:yaratandan emir
Deprenir: hareket eder.
Hikmetullah: Allah ilmi

*****






O hem Ahat, Vahit, hem Cami un isimleriyle isimlenendir.
Bunca gürüntü bir yanılsamadır. O ne bölünme ne parçalanma kabul etmez. Zahirde görünen her şey onun tecelligahıdır. Zahire zuhurudur.

İSİM /esma

I .

Bilesin ki, azizim
Allah yar ve yardımcın olsun
İsim denilen: kelam
Vara / yoğa ad olan şeydir
Öyle ki
Fehim / varlığı isimle görür
Hayal / suretlere bürür
Vehim / yakınlaştırır
Fikir /düşündürür
Akıl bilir / hüküm yürür
Ve
Şey
İsmiyle / eşleşir
Şüpheye yer bırakmadan
Özleşir

Zatın bilincinde / söz
Var /ve yok’un yerini alır
Her halükarda
Bilinçli / bilinçsiz
Gerektikçe
Şey / ismi
İsim / şeyi çağırır

II .


İsmin kemali
Bilinmeyeni bildirmesidir
Şeyle aynileşmesidir
Böylece
Demiş olduk ki
Azizim / bi iznillahi teala / anla
O öyle bir kudrete sahiptir ki
Varı bildirmekle kalmaz
Batına dahi / bağırır
Gayrından yardım almadan
Masallardaki dev gibi
Anka gibi
Yoğu varlık mertebesine çağırır
Hatta varı yokluğa gönderen de odur
Öl demek yeter /ölür


bu yüzden / mahluk olan akıl
Halık karşısında aciz
hem /ebedi hayrette kalır
ol emriyle
batın / elle tutulur gibi çıkar da/ zahire
göz görür
çift / çift /âlemler
gümansız / külliyen yer ile yeksan
kimi celaline /kimi cemaline
halen / topyekun secdeye varır
cehennem gibi /cennet gibi
sevgi gibi/ nefret gibi
her var ve yok / nefsini
O; kadir-i mutlak
bir’’den alır.







III.




İşte
Azizim
O nedenle
Kendi hükmünce
İsim ve sıfatlarla
Bilinen
Sırf varlık olan Hakk’a
Yakin için
Allah adından başka yol yoktur


Nebiler tespihinin imamesi
Kâinatın efendisi
Muhammet s.a.v
Diliyle
Kitabullah bildirdi ki
Var ve bir olan
Allah
Var’a yok’a hükmetmiş
İblis müstesna /melekler
Halef Ademe secdetmiş





IV.




Mümküne ol de / bak
Hemen oluyor
Azizim
A canım
Aymalısın
Hakk’ı her nefisle bir saymalısın


V.

Duymalısın ey nefsim
Kur’an sana seslendi
Cennet, cehennem / sende
Bütün âleme halife sen
Duy /duy çağrıyı lütfen
Sensin muhatap dendi

Maksat sensin
Ya sin

*****
Kainatta bulunan cümle varlığın zerresinden, en büyüğüne kadar, hepsinde HAKK ESMA VE SIFATLARIYLE TECELLİ EDER.bu tecelli herkesin itikadına,istidadına ve anlayışına ve işlediği fiillerine göre olur.Her mahalde ve her makamda bir yüz gösterir.

SENSİN İMDADIMIZ


Fırsat verdiğim kadar amel edebilirim
Sevdirdiğin kadar ancak sevebilirim
Sevdirdiğin kadar sevmek istidadımız
Sensin Allah’ım sensin imdadımız.


Fırsat ver, sıhhat ver, gayret ver bana
Seveyim, kılayım, bulayım, varayım sana
Bildirdiğin kadarını bilmek istidadımız
Sensin Allah’ım, sensin imdadımız.


Dilersen sezdirir, alim edersin kulunu,
Dilersen zatına erdirirsin yolunu.
Verdiğin kadarını almak istidadımız;
Sensin Allah’ım, sensin imdadımız.
Konya-1986

*****


İçte ve dışta varlığını gösterebilen;her şeyde suret bulan,her akılda makul,her gönülde mana,,her kulakta işiten ve işitilen,her gözde gören ve görünen odur.Bir yüzden tecelli ettiğinde öbüründen de bakar.Bütün bunların manası,yine başta söylenen cümleye gider.Talep edenle edilenin,aşıkla maşukun,itikat edenle edilenin tek şey olduğunu bilen için mana şudur:
____Aslında, irfan sahibi itikadın tek olduğunu bilince; kendisini özel bir itikada bağlamaz.


****
Cüz için KÜL’ ü idrak zordur. Bunun için eğitim gerekir. Öncelikle inkâra sapmadan, bilenlerin, bildirenlerin söylediklerine inanç yoluyla kapı aralayacaksın.Kuran-ı Kerimi en derin anlamıyla öğrenip harfiyen uygulayacaksın.
Sünnetullaha sıkı sarılacak,yol yordam bilen bir rehber edineceksin.İtirazsız nefsini eğiteceksin.

Durma/sakın


I.perde



insan
insandır
bildiğinin alimi
bilmediğinin cahili

ister evliya ol ister enbiya
ya arifin / ya ulema
kül / hadsiz hudutsuz
kul / derya içinde âmâ


katre ne görür
ne alır
ne bilir / bildirir
kitaplıkta tek satır



gerçek künyem hiçlik
yokluk düştü payıma
en başından /ancak
deryayı derya anlar / anlatır



feryadım bir / tek sen
niyazım senden ulaşır
sana
ey yar
icabet sana yakışır
iltica bana


II. perde

kaldır başını / benim ben
sen’i / ben’i
bil / bir

iki yok
bildin işte
iznimle
bir den / bire gir

başka lezzet arama
yakınlığım lezzetin
aziz ol / aziz kal
ebedi olarak birle
susma / şükret /emanet sende varım
izzetim / izzetin

yansıyan cemalim / müptela ol
bayramın kutlu olsun
habibim
vuslatın mübarek ola
durma / sakın ha durma
çalış /yüz verme sağa sola
doğrusu bu ya
en çok taat yakışır kula



III.

perde



İçin / için
bir‘i iste
gönül
bire dön
canı cananda yok bil
*****




İrfan sahibinin; kendi hakikatine arif olması, yani:
Kendi gerçeğini anlaması, özün özünü bilmesi için, saygı ile dinlemesi icap eden beş şeye ihtiyacı vardır. İrfan sahibinin olgunlaşması, ermesi için bunların bilinmesi bir zarurettir.
Bu nedenle onları da buraya sırasıyla alıyoruz ki;
Onlara;
___Hazarat-ı hamse….
Derler.
Yani beş makam…
Azizim bilmelisin ki;
Allah yar ve yardımcın olsun..
……………Allahu Teala hiçbir şekilde kayıt altına alınmaz.Zatına ve sıfatına bir son olmadığı gibi,alemlerinin dahi bir sonu yoktur.Zira alemler,isim ve sıfatların zuhur yeridir.
Zuhur eden,sonsuz olduğuna göre,zuhur yerlerinin de sonsuz olması gerekir.

____’O her an bir şendedir.’’(55 /29 )
Ayeti kerimesindeki mana icabı,hakkın tecellilerine bir sınır ve son yoktur.
O birdir,bütündür.
O’nun kudreti tam,kamil haldedir.
Bu nedenle hiçbir tecellisini tekrarlamaz.O daima yeni yeni tecelli eder.Yarattığı hiçbir varlık diğerinin aynı olamaz.Yaratmanın başladığı günden bu yana birbirine benzer hiçbir kul yaratmamış,
kuluna hiçbir şekilde iki kere ayniyle tecelli etmemiştir.
…………O’nun kudreti yüce,şanı büyüktür ve ondan başka ilah yoktur.
Hakkın tecellisi için bir son nokta,tecelli yerleri için de bir bitiş olmamakla beraber;derler ki;
___Bütün olarak on sekiz;tafsılen de on sekiz bin alem vardır.
Bu görüşü ;İbn-i Abbas hz. den rivayet edilen şu hadis-i şerife dayandırırlar.Allah ondan razı olsun.
___’’Allahu teala’nın on sekiz bin alemi vardır. Sizin şu dünyanız o alemin ancak biri sayılır.’’ Bu günün biliminin ispatları da göstermiştir ki bu bir tabirden ibarettir.Yoksa alemlerine dahi sayı ile bir sınır getirilemez.
Bütün bu alemlerini şu anlatacağımız beş mertebe gruplandıracağız

I. GAYB-I MUTLAK
II ALEM-İ CEBERUT
III: ALEMİ MELEKUT
IV: ŞÜHUD-Ü MUTLAK

VE
İNSAN-I KAMİL

I: GAYB-I MUTLAK

Bu makama:
_ Mutlak gayb,lahut alemi;hiçbir ölçüye gelmeyen*,herhangi bir şekle sığmayan,*hayal dahi edilemeyen,*la tehayyün alemi*,mutlak ama*,yalnız vücut*,mutlak varlık*,sırf zat*,kitapların anası*,engin bir nokta*,bilinmezlerin bilinmezi* denilmiştir..Akla kapalı alem*.Anlaşılması ve anlatılması mümkün olmayan alem* olarak isimlendirilmiştir.
Nitekim Kuran’ı kerimde buyurulmuştur:
____’’Gaybın anahtarları onun katında olup onları ancak O bilir.’’
Yukarıda adı geçen isimlerin tamamı yalnız bir mertebeye değişik zamanlar ve kişilerce verilen isimlerdir.
Dolayısıyla Yüce Hakk,bu makamda tam bir izzet ve her şeye karşı zenginlikle anılır.Aslında bu makamda ,isim ,şekil,sıfat ve sıfatlanan sözlerinin hiç biri bir işe yaramaz;ancak anlatabilmek için gerek duyulur.
Bu makamda Zat-ı ilahi ,her şeyden tenzih edilir soyutlanır.
Çünkü esma ve sıfatlanma,yani yaratma mertebesine henüz tenezzül etmemiştir.Bütün her şey zatta yokluğa gömülmüş haldedir.
Bunu henüz yaratılmamış gelecek olarak ta tanımlamak mümkündür.Şimdi sunacağımız ayetler de bu manayı anlatan ayetlerdir.


____’’Gerçekten Allah’ın alemlere ihtiyacı yoktur.’’(3/97)
____ ‘’İnsan üzerinden bir zaman geçmedi mi ki;o devirde insan,anılan bir şey değildi.’’(76/1 )
____ ‘’Rabbin noksan sıfatlardan münezzehtir;vasfını tarif ettikleri her şeye karşı bir izzete sahiptir.’’(37/180 )

Hadis-i Şerifelerde ise;

___’’Allahu teala öyle bir halde idi ki,onunla beraber hiçbir şey yoktu.’’
___ ‘’Gizli bir hazine idim…’’
Bu ayet ve hadislerdeki cümleler anlattığımız makamın planını çizen ifadelerdir.
Ne olursa olsun;Yüce hakkın zatına arif olana değişen bir şey yoktur.Evvel zamanda yani ezelde ne idiyse,şu anda da öyledir.

………….Hz. Ali:
___’’Allah-ü teala ,öyle bir halde idi ki,onunla beraber olan şey yoktu.’’
Hadis-i şerifini işitince:
___ Şu anda dahi öyledir.Buyurdu.


II.

ALEM-İ CEBERUT

Bu makama:
___Ceberut alemi*,birinci taayyün*,ilk tecelli,*Hakikat-ı Muhammediye*,izafi ruh*,külli ruh*,kitab-ül mübin…
Denilir.
Ümm’ül kitapta her şey toplu görüldüğü halde,kitap’ül mübinde tafsilata geçilir.Teferruat oluşur.Ümm’ül kitap zattır.Bu makama:
__-İsimler alemi*,ayan-ı sabite*,mahiyet alemi* ve büyük berzah* da derler.


III.

ALEM-İ MELEKUT



Burası melekut alemidir.
___Misal alemi*,hayal alemi*,ikinci tehayyün*,ikinci tecelli*,Sidrei münteha*,Emir alemi*,küçük berzah ve tafsilat alemi* de denir.Başka bir ifade ile ruhlara, nefislere has olan, gizli alem demektir.



IV.

ŞÜHUD-Ü MUTLAK


Bu makama:
___ Şahadet alemi*,mülk alemi*,nasut alemi*
Halk alemi*,his alemi*,unsurlar alemi*,felekler alemi*,yıldızlar ve mevalit* yani doğuş*,oluş alemi*,denir.
Bundan murat fizik alemdir*.Madenler,bitkiler ve hayvanlar alemidir.Arş-ı azimi, yani evreni de bundan sayarlar.
Cisimler aleminin tamamı bu makamdan sayılır.
Şahadet alemi dediğimiz bu alemin dışında kalan bütün alemlere topluca;Gayb alemi*,Emir Alemi*de, denir.
Ayrıca Gayb alemine, ahiret alemi*de, denilir.

Bu dört aleme, dört derya* tabiri dahi kullanılır.Daha çok şu dört isimle isimlendiklerini görürsün;
Alemi LAHUT*,sırf zat alemi*
‘’gizli bir hazine idim; bilinmek istedim ve alemleri yarattım..’’
Düsturuna göre;Zat-ı ilahi coşarak,CEBERUT alemini* yarattı.buna izafi ruh* diyenler de vardır.
Ceberut alemi coşunca da MELEKUT alemi* zuhur etmiştir.
Melekut aleminin coşmasıyla da ŞAHADET alemi* zuhura gelir.


………….Bir kişi herhangi bir şeye ol dediğinde,yani bir esmanın zikriyle,dua ile, bir şey dilediğinde, o dilek önce birinci mertebede nurlar aleminde tecelli eder.O kişi nur gören bir kişi ise okuduğu esmaların nurunu görünceye kadar zikir etti ise, o nurun gereği olan emir, melekut alemine gider.Allahu teala o iş için meleklerine emir vermiş demektir.O iş, göklerde olup bitmiştir.Şahadet alemine intikali için zatın okuduğu evkatın gerektirdiği süre içinde, fizik alemde tecelli eder.Melekler o işi insan ve hayvanatın zihnine ilham olarak bildirir.İnsan ve hayvanat bu emri ya severek ki adına teshir,dostluk denir;ya da oluşan şartların zorlamasıyla,yani cebirle yaparlar.
O iş, nur doğduğundan itibaren, kader haline gelmiştir.Allahın kaderi ya isteyerek ya da zorla, ille de yerine gelir. Ya zamanın zatının umuma ait, küll tecellisi ya da kişilerin cüz tecellileri bu minval üzere olur.Allahın ilk yaratmasından bu yana değişmeyen kaderi olduğu gibi(fizik yasalarında bir değişme olmaz.Buna tabiat diyoruz.Tabiat kanunları kıyamet gününe kadar değişmeyecektir.
Hiç bir şey yoktan var olmaz,var olan bir şey yok olmaz.Bir halden bir hale inkılap eder.)Bir de değişen kaderi vardır.Bu da, ‘her an bir şendedir’,kuralı gereğince varlıkların durumundaki değişimler,gelişimlerdir.
Kişinin dileklerinin, imkanlar aleminde karşılık bulmasıdır.

Bu mana da,
Allah için yaratmanın kolay olduğunu şu ayet-i kerime çok güzel anlatır.
___’’İşlerimizin oluşu,bir göz işareti kadar az bir zamanda;belki daha kısa bir andadır.’’ (16 / 77 )
Mucizelerle bu gerçek insanların faydalanmasına sunulmuştur.
Bu bir emirden ibarettir.
__Ol dedi ve oldu.
__İhtiyaçların için, sen de ol de, olsun.Esasen her gün her saat ol diyorsun, olup duruyor.
Marifetullah olarak isimlendirilen ilim, hangi iş için ne şekilde ol denileceğini bilmek demektir.
Yakınında bulunan birine uygun emri verirsin; yerine getirir.
Uzaktakine telefonla,yazıyla talimat verirsin ,ol denilmesini istediğin şeyin olmasını sağlayabilirsin.İnsana farklı,eşyaya farklı,hayvana farklı şekillerde emir edersin.Karşılık bulursun.
Ayrıca dua ederek bu ol emrini bütün sıfatullaha gelecek adına vermiş olursun.
Melekler Ademe secde etti demek,insanlar dua ile ne dilerlerse itirazsız yapacaklar demektir.O emir, doğru esmalarla, doğru zamanlarda,doğru hareketler, yani efaller yapmak suretiyle verilecek emirlerdir.
Bu ilime marifetullah denir.
Allah yeterince ve usulünce edilen her duayı kabul eder.
Duanın reddine sebep, o duanın şartlarına uyulmamasıdır.Veya İmkan dahilinde olmayan bir dilekte bulunulmuş demektir.Kaldı ki böyle bir dua bile ahirette karşılık bulacaktır.Çünkü ahirette her dilek yerine getirilecektir.
Gündüz vakti havanın kararmasını veya aksini istemek gibi.Kışın açık havada üşümemeyi dilemek gibi.tabiata aykırı dilekte bulunmaktan kaçınmak gerekir.Bir de zamana bağlı bir şeyi hemen istemek gibi.Hakikatte bu bile mümkündür; ancak keramet veya mucize nitelikli bu tür işlerin nasıl yapıldığını bilmek gerekir..
*****
Bilesin ki;
azizim…
Allah sana seninle imdat etsin…
..Olup biten işlerin hiçbiri,yoktan zuhura gelmedi.Hepsi Allah tealanın,kendinden kendine, zati inkılabından ibarettir.
Yoktan oldu:
Demekten kasıt;
__Zatı, zatında saklı iken,irade ve isteği ile açığa çıktı ,demektir.
..Zira yaratılan her ne varsa ondan, O’nadır.Ne var yok olur,ne yok var.Hepsi bir inkılaptan ibarettir.
.Gördüğün görmediğin,ezelde olup bitenler ve gelecekte olacaklar, hepsi bir nurdan ibarettir.Her tecellisinde bir yeni şekil alır.Arifler katında, önce ne ise, şimdi de odur.
…………Anlatılan alemlerin cümlesi,bir nur denizidir;sürekli dalgalanır.Yeni yeni tecelliler meydana getirir.
__’O her an bir şan alır.’’(55/ 29 )
Düsturuna göre,o ilahi dalga zattan gelir,yine zata gider.
__’’İşlerin hepsi ona döner.’’( 11/ 123 )
__’’Allah yerin ve semaların nurudur.İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.’’( 24/ 35 )
Ayeti kerimelerdeki mana maksadı anlatmaya yeterlidir.

Bir hadisi kutsi;
Resulü kibriya efendimiz anlatıyor;
__Bir seferinde Hz.Cebraile sordum:Ya kardeşim Cebrail;bu getirdiğin haberleri nereden alıyorsun.
___Bir yeşil nur perdesinin önünden alıyorum ya Resulullah.
___Perdenin arkasında kim var.
___Bana o perdeyi aralamak yasak ya Resul………..
___Ben sana izin veriyorum.Bir daha ki sefere bak bakalım;dedim.
Cebrail sonraki gelişinde,hayret halinde;
___Alan da veren de sizsiniz ya Rasulullah,dedi.
Emir zattan sıfata,tecelli zattan zatadır.Ne ekersen onu biçersin.Her yapılan dua zata döner.Zatta inkılabı yaptıktan sonra sıfata geçer.

‘’Mutlak varlık denizinde çıkınca dalga;
Gizli,açık;ENEL HAKK sırrın söyler halka.’’

Ahh azizim,
Allah sana, hakikatini sezmeyi nasip etsin..
İşte bu hakikat denizinin dalgalarına;
__Masiva* .
Denir.
Derya* için de;
__Ezeli ve ebedi varlık…
Denilmiş;
Dalgalar için ise;
__Halk*;
sonradan zahire zuhur eden tecellilere *kelimeler*,olaylar*,hadiseler*, denilmiştir.
Evvel,hal ve ahir varlık, O yüce haktır.
Bütün varlık;
Zatından sıfatına tecellisidir.
Zatı sıfatında gizlidir.Bütün mevcut şeyler,mutlak zatın zahire zuhurundan ibarettir.Sıfata zat olan tecelli, bir an kesilse,o anda her şey yokluğa gömülür.



‘’Bilesin ki
Allah (cc)
yar ve yardımcın olsun
sıfat ve isimleriyle bilinir
zatı ,bir emirden ibarettir


huzurunda divan dur / eğil
isim ve sıfatlar O’na dayanır
ancak / özdedir
vücut olarak değil


herhangi bir şeyin
varlığıyla dayandığı zat
isim ya da sıfattaki / özdür
özün sıfattan talebi / akıl edip bulsun
zat tabirini kabul eden şey
isterse var / mevcut
ister / Anka olsun’’………………………


HACI ALİ BAYRAM

ILGIN

Yorum (0) Yorum yaz!

YENİ KİTABIM(KAPAK)

Yorum (0) Yorum yaz!

YENİ KİTABIM

MERHABA DOSTLAR,

 

YENİ VE İLK KİTABIM

 

 

ÇIKTI.SONSUZA GİDEN

 

 

YOL İSİMLİ KİTAP,

 

 

ŞİİR VE DENEME YAZILARIMDAN 

 

 

OLUŞMAKTADIR...

 

 

 KİTAP, İNSANLIĞA

 

 HEDİYEMDİR.SEVGİLERİMLE...

 

ÜCRETSİZDİR...GSM:05434929151

 

GÜNDÜZ KİTAP EVİNDEN DE   

 

TEMİN

 

 EDEBİLİRSİNİZ...

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

ANAM

Şeytanın günah işletmek suretiyle kararttığı kalpler yeniden aydınlatılabilir. Zannedildiği gibi insanlar teker teker kendilerini cennete taşıyacak olgunluğa erişemez.          Çağdaş şefaatçilere ihtiyaç vardır.
Toplumlar önderlerinin ufku kadar hedef tayin edebilir, gayretleri kadar yol alabilirler. Hacı Ali Bayram

ANAM

 

Anam benim başımın tacıydın

Sen benim derdimin ilacıydın

Yemedin yedirdin

Giymedin giydirdin

 

Senin bir parçanım canından

O bayrak rengi kanından

Hakkını helal eyle anam

O çıkar gözetmeyen yanından

 

Güzel anam dertli anam

Sen göçeli kanıyor gönül yaram

Allah yerini, makamını cennet eylesin

Nur olup, bütün cennetleri seyreyleyesin

 

Cennet anaların ayağının altında dedi resul

Allah bunların hepsine koymuş bir usul

Anam benim, Allah rahmet ve nur versin

Seni cennet ve cemaline erdirsin. Amin.

 

Hasan BELEK 15-11-2007

 

Yorum (0) Yorum yaz!

DUAM

DUAM

 

Subhane Rabbiyel aliyyil alel Vehhab

Elhamdülullahi Rabbil alemiyn

Vessela tüessela muala resülune Muhammedin ve ala

Alihi ve sahbihi ve ecmain.

Ey bütün alemlerin Rabbi olan Allah’ım.

Hamd olsun, senin görünen ve görünmeyen

bütün sevdiğin ve seçtiklerine selam olsun.

Sevdiğin ve seçtiklerin hürmetine,

bütün iman eden insanlar hayırlar bulsun.

İman edemeyenlere de hidayet nasip olsun.

Ey Allah’ım, habibin Muhammed a.s. hürmetine,

bize de, habibini sevecek yolu nasip eyle,

erdir biz aciz kullarını rahmetine,

hep birlikte varalım güzel cemaline.

Sığınalım celalinden, kemaline.

Senin en sevmediğin şirktir bilirim,

şirkten hakkıyla arınmayı nasip eyle,

Biz, Halil’ in milletine.

Ve dahi, Muhammed s.a.v. ümmetine.

Amin.

Islah olmayı da nasip eyle bütün Adem zürriyetine.

Ey Allah’ım, görünen ve görünmeyen,

bütün sevdiğin ve seçtiklerinin hürmetine,

senden istiyorum bu fakirinde hanesine,

insin nur ve tecellilerin ailemin her birisine.

Ey Allah’ım,

beni ve ailemi de alıver güzel cennetine.

Amin.

Ey Allah’ım,

bu duamı nasip eyle bütün Muhammed s.a.v. ümmetine.

Amin…Elhamdülullahi Rabbil alemiyne.

 

Hasan BELEK  13-10-2007

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

TASAVVUF-BU GECE-FITIR BAYRAMI-KADINIM

TÜM DOSTLARIN FITIR BAYRAMI MÜBAREK OLSUN.ALLAH, FITRATLARINI, BİLİNÇ VE ŞUUR BOYUTUNDA FARK EDİP, BAYRAM EDENLERDEN EYLESİN.SEVGİLERİMLE...

BUGÜN FITIR BAYRAMI

 

Bugün fıtır bayramı

değildir fitre.

Oruç ile ay boyunca fıtratına

taktığın bir filitre.

Bu bayram,

Muaviyenin bayramı değil

Müminlerin fıtır bayramıdır,

önünde eğil.

Müminin, fıtratını bilincinde ve şuurunda

Yaşadığı bir bayramdır.

Hz. Ali k.v. in şehit edildiği için,

sevinen ve sevinçten şeker dağıtana haramdır

Bu bayram fıtır bayramı

Şeker bayramı değil

müminlerin bilinç bayramıdır

önünde eğil

 

Hasan BELEK 11-10-07

KADINIM

 

Sonsuz ve sınırsıza giden yol ise yaşam

Bu yaşamdan geçerken de sen

Seni ellerimle beslemeliyim ben

Sarmalıyım senin bedenini incitmeden

 

Ulaşmak için evren içre evrenlere birlikte

Ama sevgimiz bitmeden

Çocuklarımızı da bırakmamalıyız ama

Çünkü ailemiz sen ve ben

 

Zaten…

Aile olmamıza neden

İlahi tecelli değil mi?

Çocuklarım sen ve ben

 

Ve dahi bir tanem

Sonsuz yaşam için hep birlikte

Zikir ve ibadet etmeliyiz

Çalışmalıyız yeniden.

 

HASAN BELEK 11-10-2007

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TASAVVUF

 

Tasavvuf sekiz merhaleden oluşur

Kişi ilkinde cömertlikle buluşur

İkincisi rızadır ki, onunla tutuşur

Sonrası sabırdır ki, bununla konuşur

 

Dördüncüsü işarettir ki, onunla anlaşır

Sonrası kurbettir ki, bununla yaklaşır

Altıncısı manadır ki, onunla uzlaşır

Sonra aşk gelir ki, kişinin binek atıdır

 

En sonu fakirliktir ki, kulluğun tadıdır

Tasavvuf, tövbe, arınma, velayet ve fenadır.

İnsanda tasavvuf, gönlünün kitabıdır

Allah’ ın o gönül’e hitabıdır

 

Fakirlik ise Muhammed a.s. ın sıfatıdır

İlim ile öğrenilmez, yaşanmalıdır.

Fakirlik denilince, düşünme maddiyat

O benlik fakiridir, yaşıyor ilahi hayat.

 

Hasan BELEK—08-10-07

BU GECE

 

Dostlarım

Kadir gecesidir bu gece

Rabbim söyletsin

Binlerce güzel hece

Duam tüm insanlığa olsun

Tüm gönüller

Şifa bulsun bir nice

Bu gece tüm dostları

Bir bir dolaşmalı

Sevip sevilip

Sarmaş dolaş olmalı

Gönüllerimize gecenin

Feyzi bereketi dolmalı

Dua ve niyazlarımızla

Cenabı Hakk’ı bulmalı.

 

Hasan BELEK-09-10-07

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

HER ŞEYİ İLAH EDİNEBİLİYORUZ

HER ŞEYİ İLAH EDİNEBİLİYORUZ

  

            Ahad olan Allah’ın adıyla,

         

            İlah edinmenin ne demek olduğunu tekrarlamak gerekirse, isimi Allah olandan başka bir varlığa uluhiyet yüklemek. Peki açık konuşalım, bizim neleri övüp yücelttiğimiz ortada kimileri futbol için bulsa ölecek, kimileri seks, kimileri para ve dünya için, kimileri siyaset, kimileri kimileri sayar gidersin. Herkes bir ilah edinmiş.

 

            Vicdanı açık gönüllere sesleniyorum, Allah’tan gayri bir varlığı, övmek yüceltmek için hizmet etmek, onun rızasını kazanmak için uğraşmak, daha doğrusu, Allah’tan başkasını kalbe sokmak, ona hizmet etmek, onu ilah edinmekten başka nedir? Düşünmek gerekir, hayatımıza neleri soktuğumuzu(Allah’ın evine)düşünmemiz gerekir.

 

           Sevgili dostlar, açık şirk devri kapanmıştır.(Şirk, bilincindeki kir.)Fakat gizli şirk, insanların korkulu rüyasıdır. Ayrıca şirk, Allah’ ı göklerde bir yerde sanmak ve ibadetleri tapınmak amaçlı yapmakta şirk dir.

 Ve kimse bunun farkında değil. Müslüman, elhamdulüllah müslümanım deyip camiye gidiyor, namazını kılıyor(namazını onlar kılıyor derler, ben eda edilir yada ikame edilir  derim)cami kapısından çıkarken siyaset başlıyor, yok o parti yok bu parti, yok şu zengin olmuş, bende şu tarlayı aldım, vs, vs. Dostlar, dost acı söyler, kalbinde gerçekten Allah olan! başka ilah edinmez! O, kişi ilgilenmez böyle şeyler ile. Tümden elini ayağını çeker demiyorum, yaşamında bir şeyleri ilah edinmez diyorum. Çünkü bilir o kişi şirkte olanın af edilmeyeceğini. Ayrıca, Allah tarafından bırakın affı, kendisi dahi, özde bir olduğu ismi Allah olanı bulamaz ve fark edemez.

 

          Dostlarım, insanlık bir şeyleri bal gibi ilah edinmiş durumda. Allah kuranında bildirilen şirke düşmeyin. Nedir şirk, Allah’tan başka ilah edinmeyin. Lailaheillallah diyoruz, tanrı ve tanrılar, putlar, Allah yerine konmaz, onlar yok, sadece Allah var diyoruz.1400yıl evvel putları ve tanrılık kavramını yıkan Muhammet a.s. gibi, bir zat, risalet nurları kaynağından nur alan, bir yenileyicinin gelmesi ve bir şeyleri yenilemesinin zamanı geldi de geçiyor.Kim bilir belki de yenileyici görevini yapıyordur.

 

          Günümüzdeki kuran meallerinin hemen, hemen tamamında, Allah’tan başka tanrı yoktur ve temizlenmemişler kitaba el sürmesinler geçer. Abdest’i temizlik sanan bir zihniyet oldukça, abdest temizlik olsa, su olmadığı zaman toprak ile abdest alın denmez di.

          Ancak kurana göre necaset, kirlilik, bedende değil, şirk olan da, yani bilinçte. Oda nasıl olur demeyin. Kuran kirliğin şirk olduğunu ve bilgisini arındıran kişi, o kitaba el sürsün demek istemiştir. Vücudunu temizleyen değil. Bilincini temizleyen. Yani ötelerde bir tanrı aramayan, ismi Allah olanı kalbinde hisseden kalbine koyan denmiştir.

 

          Evet sevgili dostlar, bir şeyleri ilah edinmek, yani çok severek bağlanmak insanı aslından uzaklaştırır. bu yüzyılda bu gibi konuları yenileyecek bir yenileyiciye(mehdi) ihtiyaç vardır. Allah’ın sistemin de inzal olmuş bir yenileyici ve( yenileyici de inzal olan bilgi)tanıyorum çünkü benim de bilincimi arındıran o yenileyicidir. İsimi önemli değil bilgileri önemlidir. Yeniliği önemlidir. Bu vesile ile dostların bir şeyleri gözden geçirmesi dileğimle.

 

                                                                                     Herkese. selam ve sevgilerimle…

                                                                                                      

                                                                                                                     Hasan BELEK

                                                                                                                       14-05-2007

 

         

          

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

SONSUZA SINIRSIZA GİDEN HAYAT YOLUNDA

                 Sonsuz Sınırsız Hayatın Yolu

 

         Ahad olan Allah’ın adıyla,

 

        Sonsuz ve sınırsız hayatın yolunun, insanlar için bu dünyada ve beyin bu vücutta iken başladığını söyler isem abartmış olmayacağım. İnsanlar istemeden çıplak bir şekilde geldikleri bu dünya yaşamı boyutunda oluşum, gelişim ve değişim yasalarına tabi tutulmak zorunda kalıyorlar.

        İnsan ana karnında oluşurken astrolojik olayların etkisiyle kişinin kaderi belirleniyor. Bugünkü ilim ile bakıldığında kişinin doğum günü ve saatine göre neredeyse nasıl yaşayacağının bilinmesini bırakın ne zaman öleceğini bile tahmin eder duruma gelindi.

        Oluşum, gelişim ve değişim demiştik, insan için oluşumun kaderinden bahsettik. Gelişim içinde bilim ve teknolojinin gelişmiş olduğu ve yaygın bir şekilde kullanıldığı ortamla, bilimin dışında kalmış, teknolojik olanakları kısıtlı bir ortamda yetişen bireyler arasında farklılıklar gözlenebilir. Fakat yine de astrolojik etkilere göre kaderinde ilimi öğrenmek ve bilgili bir kişi olmak olan kişi yaşadığı tüm olumsuzluklara ve kötü koşullara karşın yine de çabalarıyla ilmi bulacaktır. Eğer bir kişinin kaderinde ilmi öğrenmek, bilgi sahibi olmak yoksa tüm olanaklara sahip olmasına rağmen yine de kendisini yetiştiremez.

         Bu bir tekamül sürecidir. Tüm algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız makrodan mikroya herşey için geçerli olacağı düşünülmektedir. İnsanların kaderini astrolojik olaylar belirliyor, peki makro alemdeki algılayamadığımız büyük gezegenler dahil mikro alemdeki atomlar, sitringler gibi alt boyutun kaderini kim belirliyor? Bunların da elbette bir belirleyeni var. Onlarında algılayamadığı ve her şeye özünü veren onların kaderini belirliyor. Her şeye özünü veren öyle bir öz ki, artısı eksisi, mayası her şey o özde mevcut. Bu öz evrensel özdür.

          Bütün makrodan mikroya her şey özde birdir ve hepside bilinçli, şuurludur. Aynı zaman da kendi kader programları içinde tekamüllerini tamamlarlar. İşte bu şekilde sonsuz hayat yolu ortaya çıkıyor. Şimdi şöyle bir düşünelim; erimiş bir demirin bulunduğu kazanı burada çalışan bir işçinin bu kazana düştüğünü. Bir iki dakika içerisinde kişi o sıcaklığa dayanamayacağı için demir misali eriyip yok olacaktır ancak kişinin özü kazandan dışarıya çıkıp sonsuza dek kalacaktır. Yine şöyle bir düşünelim; Güneş sistemimizde bulunan Güneş eğer bize biraz yaklaşsa dünyadaki her canlı demir kazanına düşmüş gibi erir ve özü kalır sadece. Daha çok yaklaşırsa Güneş sistemindeki gezegenler bile erir ve özleri kalır.

            Dostlarım; bütün bu özler ne oluyor peki? Daha önce dedik ki her şeye özünü veren tüm görülebilen ve görülemeyen tüm aleme kendi özünden bilinçli ve şuurlu olarak verdi. Burada insanlar boyutunda,  beyin bu vücutta iken sonsuz hayat yolunda lazım olacakları özüne yükleyebilen,  öyle bir durumda bilinci özünde dereye girecek ve aslını bulacaktır. Ama özüne sonsuz hayat yolunda lazım olan bilgileri yükleyemeyenler bu hayatta ne ile meşgul iseler özlerinde o meydana çıkacağından orada da aslını bulamayacaklardır. Aslını bulanlar sonsuz ve sınırsız bir hayata kavuşurlar.

            Nedir bu beyin vücutta iken yüklene bilecek bilgiler? Oluşum, gelişim ve değişim demiştik. Beynin bilim tarafından bioelektirik ürettiği kesinlik kazandı. Beynimizde üretilen bilgiler özümüze mikro dalga olarak yüklenmektedir. Evrensel öz dediğimiz ve onun adaleti Ondan hasıl olan her şeye yaşam hakkı tanımasıyladır ve insanların da Onun adaletine uygun hesapsız verebilme sevgi, hoşgörü. affetme ve yardım etme gibi hesapsız verebilme makamına yükselip, özüne bunları yükleye bilmen gerekmektedir.

            Evet dostlarım, eğer özüne güzellikleri yükleye bilmeyi başarabilen sonsuz, sınırsız bir hayat yolunda aslını bulup sonsuz yaşayacağı kesindir.

                                                                                                Selam ve sevgilerimle

                                                                                                 Hasan BELEK

 

                                                                                           29.07.07                                                                                            

 

Yorum (0) Yorum yaz!